Faydalı Bilgiler

Masal Nedir ? Masalların Kültürümüzdeki Yeri

Masal Nedir ? Masalların Kültürümüzdeki Yeri

Masal Nedir ? Masalların Kültürümzdeki Yeri

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde.Develer tellal iken pirelerberber iken” bütün masallar böyle başlar değil mi. Gelin çocukların rengârenk dünya­sındaki masallan şöyle bir göz atalım.

Türk kültürünün oluşmasında masalların rolü nedir?

Çok önemlidir. Çocukluktan itibaren şimdi çağdaş psikolojik çalışmalarda çocukların yetişme evrelerinde özellikle ilk üç yaşa kadar olan ve okul öncesi dedi­ğimiz altı yaşa kadar olan devredeki kazananlarının, tecrübelerinin bayatlarını şekillendirme de çok önemli bir rolü olduğu kabul edilir.

Bu anlamda masalla uf­kunu açan dünyasını zenginleştiren çocukların ve bu çocuklardan oluşan nesillerin zihni üretimlerinin çok daha geniş olabileceğine değerlendirebilir. Bir Keloğ­lan masalım dinleyen çocuk Keloğlanla beraber ona sorulan sorulara muhatap olup ondan önce onun cevaplarını verir masallarda

 

Efendim masalyolculuktur. Masal zihni olarak insanın mekânda ve zamanda yolculuk yapmasını sağlar. “Evvel zaman içinde kalbur saman içindeya da bir varmış biryokmuş” diye masal anlatıcısı ya da yazıcısı masala girdiği zaman onun muhatabı olan dinleyici ya da okuyucu artık içinde bulunduğu zamandan çıkmış demektir. Yazar evvel zamana, bir bilinmez zamana, bir hayali zamanın yolculuğunu başlatmıştır.”

Annemin bana öğrettiği Ük kelime “Allah şah damarımdan yakındır, Allah senin içindedir.” cümleleri olmuştur. An­nem bana gülü şöyle öğrettv. Gül onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi. Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus, ağaçlar ağlardı, gök koyulaşıldı güneş ve ay mahpus idi. Ba­hamın uzun kış gecelerinde hazırladığı cenkler- de Ali hir kır ata hinmiş gelirdi. Ali ve at gelir kurtarırdı hizi dar ağacından. Asya’da, Afrika’da, geçmişte ve gelecekte… Biz o atın tozuna kapa­nır ağlardık. Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü. Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü. Ali güneşin doğduğu yerden batnğı yere kadar kahraman. Ali olmak her çocukta bir hedef idi. Babam lambanın ışığında okurdu. Kaleler kuşa­mdık, bin mümin ağlardık, betililerde bayram yapar­dık. İslam bir sevinçti kaplardı içimizi. Peygamberin günümüzde küçük sahabeleri biz çocuklar idik. Bedri, Hayber’i, Mekke’yi özlerdik. Sabaha kadar uyumaz­dık. Mekke’nin derin kuyulardan iniltisi gelirdi. Kedi­ler mangalın altında uyurdu. Biz küllenmiş ekmekler yetdik, tazı idik. İnanmış adamların övüncüyle sabırla beklerdik geceleri. Şimdi hiç birinden eser yok. Gitti o gecelet o cenk kitaptan. Dağıldı kalelerin önündeki askerler. Çocukluk güzünün dökülen yapraklan gibi… Çağımız bilgisayar çağı oldu. Şimdiki çocuklar bil­gisayar oyunlanyla büyüyor ama biz birbirinden güzel masallarla geçirdik çocukluğumuzu. Biz büyüdük ve içimizdeki masallarda büyüdü. İÜ Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdülkadir Emeksiz ile kaybettiğimiz masallarımıza neler olduğunu basbibal ettik.

Bizlere masalların hikayesini anlatır mısınız?

Efendim masal yolculuktur. Masal zihni olarak in­sanın mekânda ve zamanda yolculuk yapmasını sağlar, “Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ya da hir varmış bir yokmuş” diye masal anlatıcısı ya da yazıcısı masala girdiği zaman onun muhatabı olan dinleyici ya da okuyucu artık içinde bulunduğu zamandan çıkmış demektir. Yazar evvel zamana, bir bilinmez zamana, hir hayali zamanın yolculuğunu başlatmıştır. Ve şimdiki gerçek zamandan bilinmez nerede olduğu; hangi tarih anında olduğu. Belli olmayan bir zamana, geriye doğru çeker bizleri ancak bizler bu zamanı geride olduğu bili­riz. İtibarî bir zamana yolculuk yaparız. Bu yolculuğun aynı zamanda mekânı da değişiktir. Çünkü masallarda bilinen yerler yoktur. Bir İstanbul, Hint, Çin benzer bazı yerler zikredilse de çoğunlukla masallarda sabit mekânlardan söz edilmez. Oradaki mekânlar masal ülkesidir. Devler ülkesidir, bir padişahın ülkesidir, Kaf dağıdır, masal diyandır, güller ülkesidir, kaygılar ülke­sidir… Böyle soyut kavramlarla ve insanların sadece tek bit mekânı ya da tek bir zamanı düşünmesini ve o darlığı bir yana bırakıp her dinleyenin kendi zaman ve mekânını tahayyül etmesini sağlayacak bir yolculuğa çıkaran metinlerdir masallar.

Siyavuşgil’in ifadesiyle: “Ma­sallarda uçan atın peşine takılan hayretimiz gerçek ha­yatta yürüyen atı kavramamızdaki dikkati daha iyi se­viyeye ulaştırır.” diyor. Ya da masalda “Suya basa basa yürüyen derviş bizi gerçek dünyada Arşimet’e götüren bir sürprizdir.” diye nitelendirilebiliyor.

Bu anlamda düşününce aynı zamanda masallar bir zıtlık metnidir. İyilerle kötülerin mücadelesini biz masallarda görürüz. Ve iyiler kazanır. Kötüler cezalandırılır. “Kırk katır mı kırk satır mı?” soruları bizim dünyamıza masaldan gel­miştir. Ve kötülerin mutlaka cezalandırılacağını öğ­reniriz. İyiler böylece güç kazanmış olur. Bu anlamda folklorun fonksiyonlarından toplumsal düzenleyiciliği­ni de burada görebiliriz. İnsanların kendi aralarındaki iletişimi sağlamada çocukla annenin, babaanneyle, anneanneyle torunun çok sıcak iletişimini masal sağ­lar. Orada sevdiği bir insanın sesinden kendisine söy­lenen ya da okunan bir masal iletişimi de güçlendirmiş ve iletişimi de sağlamış olur. Bu anlamda çok geniş bir fonksiyon alanından bahsedebiliriz.

Masalların yalnızca Türk kültürüne özgü argü­man olmadığını söylediniz. Peki, masalların dünya halk biliminin gelişmesindeki rolü nedir?

Masallar, halk bilimi çalışmalarının halk biliminin bir disiplin olarak teşekkülünün tarihçesinde de tarihi sürecinde de çok önemli bir yer edinir. Halk biliminin başlangıcı olarak iki ayrı tarihten bahsedilir. Bir tanesi 1812 yılıdır. Bu Grimm Kardeşler’in derlemiş oldukları masallan belli bir düzende yayınlamalan “Evvel Çocuk Masallan” şeklinde yayınlamalarıyla tarihlendirilir. Bir diğer tarih 1846 olarak değerlendirilir. O devirde ulusal Alman ruhunu ifade eden ve onu canlandırmada kul­landığı temel argümanlardan temel enstrümanlardan birisi de masallardır. Ve dünyada halk bilimi çalışma­larının daha sistematik daha akademik düzeye gelişinde de çok etkili bir yeri vardır. Almanların söz gelimi orijin arayışının, form arayışının, medeniyetlerin, kültürlerin, teşekkül merkezlerinin ya da edebi metinlerin ilk çıkış noktasının neresi olduğuyla ilgili sorular çoğunlukla ma­sal üzerinden kurularak cevaplandırılmıştır. O anlamda işte mitolojik kaynakları ya da bir bölgeye bir coğrafyaya bağlı olarak kültürün medeniyetin şekillendiğini ifade eden çoğunlukla Hindolojist ya da Mısırolojistlerin kullandıkları medeniyetlerin merkezini masallarda esas olmak üzere arayışlann halk bilim çalışmalannı şekil­lendirdiğini söyleyebiliriz.

Diğer taraftan beynelmilel yani uluslararası bir tür­dür masal. Biz Halk biliminde türleri bir anlamda kate- gorize ederken milli olanlar ve olmayanlar diye değer­lendirebiliriz. Masal en geniş uluslararası ölçekte ifade edebileceğimiz bir türdür. Ondan dolayı Street Dalfsen ve Ante Thorne’nin yapmış oldukları masal tasnifleri ve tip katalogları önemlidir. Bizde Wolfram Eberhard ve Pertev Naili Boratav’ın beraber yapmış olduklan

Bir vamiş bir yokmuş. Evvel zaman İçinde, kalbur zaman içinde deve tellal iken, pireler berber iten, beşikler tıngır mıngır salların iken, uzak tikelerin birinde ihtiyar bir çiftçi ve üç kızı yağarmış. Birbirine büyük bir sevgiyle bağlı olan bu ailecek mutluluk içinde yaşayıp giderlerken bir gün yaşlı çiftçi hastalanıp ölmüş ve üç kız üç güm üç gece durmadan ağlamışlar. Ama yapacak bir şey yokmuş. Zavallı kız­lar yoksulluk içinde kalakalmışlar. Bir gece en küçük kız rüyasında bahçedeki fesleğen ağacının dibinde do­kuz küp altın olduğunu görmüş. İlk önce kız buna pek aldırmamış ama üç gece üst üste aynı rüyayı görünce kardeşlerine durumu anlatmış. Hemen gidip fesleğen ağacının dibini kazmışlar ve gerçekten de dokuz küpten olduğunu görmüşler. Mutluluktan birbirlerine sanlıp ağlaşan bu üç kardeş hemen kendilerine sara­yın karşısında güzel bir ev yaptırmışlar ve fesleğeni de oradaki bahçelerine dikip her gün sırayla sulamaya başlamışlar. Meğerse padişahın yakışıklı mı yakışıklı, akıllı mı akıllı oğlu da her gün balkondan merakla bu üç kızı izlermiş. Bir akşam büyük bir bahçede fesle­ğeni sularken padişahın oğlu dayanamayıp kıza laf atmış: “Fesleğenci kız, fesleğenci kız gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğenin yaprağı kaç? kız hem, utanandığından hem de yanıtı bilemediğinden hemen içeri kaçmış. Diğer akşam ortanca kız çıkmış bahçeye ve fesleğeni sulamaya başlamış. Padişahın oğlu ona da laf atmış: “Fesleğenci kız, fesleğenci kız gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğenin yaprağı kaç?” Ortancı kız da ablası gibi utanmış ve cevap vermeden içeri kaç­mış. Derken diğer akşam küçük kız çıkmış fesleğeni sulamaya. Padişahın oğlu aynı soruyu ona da sormuş: “Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğenin yaprağı kaç?” Küçük kız çok akıl­lı ve zeki bir kızmış ve bu uyanık oğlanın cevabını hemen vermiş: “Ağasın beysin paşasın, gece gündüz camdan bakarsın, gökte yıldız kaç?” Padişahın oğlu aşık olduğu kadar da güzel olan kızdan o kadar etki­lenmiş ki, hemen oracıkta ona aşık oluvermiş kır gün kırk gece düğün yapmışlar.

Kırk gün kırk gece düğün demek yapılmış, prensle fesleğenci kız mutlulukların en yücesine çıkıp otur­muş. fesleğen ağacı da aşk bahçesinde sevgiyle bes­lenip büyümüş. Ben de düğünlerine vardım, bana 3 fesleğen yaprağı verdiler, biri benim, biri bu masalı okuyanın, biri de bu hasbıhali dinleyenlerin yüreğine mutluluk versin.”

Çok esaslı çalışmalar da yapılmışnr Türkiye’de. Umay Günay hocadan Saim Sakaoğlu’na, Ali Berat Alptekin’e gelinceye kadar Türk masalları çalışılmıştır ama Türk dünyasının ortak motif dizgisine masal kahramanlarının özelliklerini gösteren Çalışmalar çok daha güçlü olarak yapılmalıdır.

Masalların yaşatılması adına neler yapılabilir?

Masalların yaşatılması için masallann ölmediği­ni ve ölmeyeceğini kabul etmemiz lazım. Her şeyden önce bu işe soyunan herkesin bu kabulle ve bu düşün­ceyle hareket etmesi lazım. Modem zamanların ileti­şim unsurlarının yaygınlığı bizim yapmak istediğimiz kültürel faaliyetler için bir engel değil belki bunlar için bir vasıta bir yardıma unsur olarak da düşünülebilir. Dünya   Harry Potter serisinin değerlen­dirilmesine bakacak olursak bunların esin kaynağı­nın masallar olduğunu görüyoruz. Ya da Tolkien’nin Yüzüklerin Efendisi bütün dünyada çok ses getiren önemli etkiler yapan çalışmalar olarak görülüyor.

Oysa aynı motifler aynı anlatımlar bizim Türk kültü­rümüzde çok daha zengin ve geniş olarak bulunabi­liyor. Bunların çok güçlü yapımlar halinde sunulması gerekiyor. Bir “Kırmızı Başlıklı Kız” telaffuz edildiğin­de bunu bilmeyen en azından duymamış olan kimse yokken bizim “Nardaniye Hanım” masalımızı maalesef bilen çok az. Burada da bizim eksikliğimiz var. Tanıtım eksikliğimiz var. Güçlü yapımlarla, filmler, çizgi filmler, çıkartmalar, bilgisayar oyunları yapılabilir. Karikatür, resim yanşmalan ya da masal yazdırma faaliyetleri ya­pılabilir. Millî Eğitim Bakanlığının müfredatında Türk kültüründen kaynaklanmış olan edebi eserlerin varlığı maalesef çok azdır. Bunların arttırılması yönünde ça­lışmalar yapılabilir. Çünkü nesillerimizi çekirdekten yetiştirmek lazımdır.Ne diyelim, masallarımıza sahip çıkalım en azın­dan herkesin ezberinde bir masal vardır diye umut edelim…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı