Kültür-Sanat

Tiyatro ve Tiyatro Sevğisi

Tiyatro ve Tiyatro Sevğisi

Tiyatro Üzerine…Tiyatro ve Tiyatro Sevğisi,Tiyatro Sevğisi Nasıl Oluşur ,Tiyatro Sahnesi

Ellerim ceplerimde, soğuk bir sonbahar akşamı. Yollara düşmüşüz arkadaşımla beraberce. Bir tarafta çanta satan bir işportacı diğer yanda da tiner çeken ömrünün baharındaki iki genç.

Cum­huriyet caddesi bitmeden varıyoruz hedefimize. Çağdaş Türk tiyatrosunun ve sinemasının temel­lerini atan Muhsin Ertuğrul adına yapılmış sahn­eye. Kapıda çıtır çıtır çatlayan kestane seslerine karışık ay ışığı… Maçka parkının üstünden tüm güzelliğiyle göz kırpan boğaza bakıyor ve yavaşça içeri giriyoruz.

Güvenlik biletlerimizi kontrol ediyor ve tebessüm­le iyi seyirler diliyor. Güvenliğin yanından geçerken bakışlarımı çeviriyorum dört bir yana. Tatlı bir kanepe kestiriyoruz gözümüze. Günün yorgunluğuyla ağır adımlarla ilerliyoruz vesse­lam. O da ne! Yüzündeki kırışıklıklara aldırmadan sürdüğü ruju ve ojeli tırnaklarıyla, bir İstanbul hanım efendisi geçiyor hem de aklımızı başımızdan götürürcesine aldığı mis kahvesiyle. Durur muyum yerimde?

Otomata atıyorum bozuklukları, alıyorum kah­veleri, geçiyoruz yerimize. Yeni gelen insancıkları izlerken atıyoruz 1 günün yorgunluğunu. Derken kapılar yavaşça açılıyor  oanın geldiği anlaşılıyor.

İlk kez gerçek bir tiyatro sahnesinde oyun izle­menin heyecanını kapıdan içeri süzülürken hissediyorum. İşte böyle başladı tiyatroyla sevdam.

Kapıdan içeri girdiğimde Vişne Bahçesi karşıladı beni. En sevdiğim durum öykücüsünün komedi karakterindeki bu başyapıtı, günümüz ustalanndan Engin Alkan yorumu ile birieşince, pek tabi bendeniz koltuğumda eridim kaldım. Bugün sîzlere tiyatromuzun geldiği noktadan bahsetmek istiyorum biraz da. Ey okuyucu en son ne zaman tuttun çocuğunun, kardeşinin ya da tatlı belanın elinden de koştun tiyatro sahnel­erine?

Hepimiz televizyonu, dizileri, filmleri bu kadar özenle takip ederken neden tiyatroya üvey evlat muamelesi yapıyoruz? Elbette birçok faktör etkili… Medyanın ilgisizliği, ülkemizin genelinde» tiyatro sahnelerinin yetersiz oluşu, kısıtlı bütçe v liste uzayıp gidiyor. Peki ne mi yapmalıyız? Hep birlikte arayalım bu sorunun cevabını ve bir farkındalık yaratalım beraberce…

Tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır! Yunanca “theatron”dan gelen kelime, başta temsil verilen yer manasına gelirken daha sonraları temsil edilen eser olarak da kullanılmıştır.

Tiyalronun nasıl bir sanat alanı olduğunu ise bakın Namık Kemal nasıl tasvir ediyor “Tiyatro aşka benzer. İnsanı hazin hazin ağlatır. Ama verdiği acının gücünde bir başka tat bulunur.

Tiyatro evrene benzer. İnsanı doya doya güldürür. Ama yansıttığı tuhaflıklar, gülerken ağlamak için istekler doğurur.” Velhasıl kelam ti­yatro da diğer sanat dallan gibi bireyi olgunlaştıran temel sanat dallanndan vazgeçil­mezi.

Toplumu kötütükterden ve yanlışlıklardan koruyan bir kalkan. Üşenmeyelim, harekete  geçtim büyün bir değişiklik yapalım, yakınınızdaki tiyatro sahnesine gidip ön bir bilet alalım düzenli olarak oyunlara gidelim bilhassa çevremiz­dekilerde de bu binci uyandırarak yerine getire­lim.

Şimdi biraz da tiyatroya emek vermişlerden ve baş yapıtlardan bahsedelim.

Adile Naşit ,Muhsin Ertuğrul, Cahide Sonku, Afife Jale, Haluk Bilginer, Nejat Uygur, Zuhal Olcay ve adını yad edemediğim daha pek çoğu tiyatromuzun değerli oyuncuları ve yazarlarımız; Haldun Taner, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Hafit Fahri Ozansoy ve niceleri… Dünya ite karşılaştırdığımızda, halen Türk tiyatrosunun genç olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde.

Nitekim bu kanıya varmam da şüphesiz yüzyıllar önce yaşamış ve eserler bırakmış Avrupa ahali­sinin önemi büyük; Melere, Shakespeare, Puskin, Turgenyev, Cehov hatta Isa’dan önce yaşamış Aristofanes Eh tabi bir de oyunlar var kİ bahsini geçmeden edemiyeceğim Hamlet, Gözlerimi Kaparim Vazifemi Yaparım Tüm bu isimleıle belki size yıllar öncesinde belki de köşede kalmış dergi makalelerinde karşılaştınız…

Bir taraftan sevindirici olan yedi basamaklı bı istatistik ne yazık ki nüfusumuzun 2018 yılında 80 milyon olduğu düşünülürse bizi acı gerçekte baş başa bırakıyor. Kabaca %7.5’lik bu oran ile 40 kişiden ancak ve ancak 3  ünün bir tiyatro oyu­nuna gittiğini gösteriyor.

Tüm bunların ötesinde bir sene boyunca de­falarca oyuna giden tiyatro severleri hesaba kat­maktan çekiniyorum. Sanırım bu tespit toplumuzun tiyatroyla olan ilişkisini ortaya koymakta yeterli oluyor. Her şeye rağmen mutlulukta izlediğim tiyatro oyunlarını ve daha izlemediğim onlarcasını düşündükçe kıpır kıpır oluyorum.

Ti­yatromuzu bugünlere getiren emektar tiyatro camiasına ve katkısı olup emeği geçen herkese teşekkürü borç biliyorum.

Tadına üniversite yıllarında vardığım bu hayat damanna gerektiği özenin gösterilmesini sizlerden temenni ederek yazımın başında paylaştığım gibi bir tiyatro repliği ile veda ediyorum: Ah, bir geçse bütün bunlar. Şu mutsuz, kınk dökük yaşantımız bir değişse..

 

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı