İnsan ve YaşamYurt Dışı Tatil

Aral Gölü

Aral Gölü ve Yok Olan Bir Medeniyet

Aral Gölü,Kuruyan Bir Göl Yok Olan Bir Medeniyet

Özbekistan ve Kazakistan arasında yer alan Aral Gölü, yakın geçmişte 68 bin metre kare büyüklüğünde, içinde nice yaşamları barındıran ve çevresinde yaşayan insanlara da nice nimetler sunan bir göldü.

O yıllarda dünyanın en büyük dördüncü gölüyken şimdilerde dünyanın en büyük çöllerinden biri olma tehlikesi altında. İşte Aral’ın hüzünlü öyküsü…

KURUYAN GÖL ARAL

Özbekistan’da Moynaq, Kazakistan’da ise Aralsk olmak üzere iki liman şehri vardı, bu iki koca şehir balıkçılıkta öne çıkarken, Aral Gölü’nde o yıllarda 4’ü Aral’a has olmak üzere 22 çeşit balık türü yaşardı. Ancak Sovyetler Birliği Aral’a dökülen Amu Derya (Ceyhun) ve Siri Derya (Seyhun) nehirleri üzerine barajlar inşa etmek suretiyle pamuk tarımına yöneldi. Bu, Aral Gölü için felaketin başlangıcı oldu. Bu iki nehrin yönü pamuk tarlalarına çevrilerek Aral kaderiyle başbaşa bırakıldı. Susuz kalan Aral, sıcağın da etkisi ile buharlaşıp yok olmaya başladı. 1970 yılında %20, 1980’lerde %30 oranında küçüldü. 1990’lara geldiğimizde ise küçülme oranı %90’ı buldu. Çekilen sular yerini çölleşmiş alanlara bıraktı. Yok olmaya yüz tutan bu muazzam gölden en çok etkilenenler şüphesiz Aral’da yaşayan ve hayatlarını oradan tuttukları balıklar ile kazanan insanlar oldu. 1989 2008 1960’lı yıllarda gölden elde edilen balık 45 bin tonu geçiyordu, sadece 10 yıl sonra bu oran 17 bin tona geriledi. Yıllar geçip giderken göldeki balık stoğu iyice azaldı ve Aralsk’da yaşayan insanlar ait oldukları topraklardan göç etmek zorunda kaldı. 1980 ile 2000 yılları arasında tam 45.000 insan Özbekistan ve Kazakistan’ın farklı şehirlerine gidip, hayatlarını kazanmak için yeni yollar aramak zorunda kaldı.

Sovyetler Birliği’nin eski balıkçılık bakanlarından Kudaibergen Sarzhanov “Burada eskiden beş fabrika vardı. Aral Gölü’nden gelen gemilere mal yüklenirdi. Artık devir değişti. Aral Gölü kurumaya başladı, o kurudukça benim de yüreğim burkuldu.

Ne yapacağımızı bilmesek de mücadeleye giriştik. Bazı günler sadece ağladık… Şartlar giderek kötüleşti. Göldeki su buharlaşıp gidince geriye kalan toz ölümlere sebep oldu.” diyor. Gölün eski haline dönmesi imkansız gibi görünse de, Kazakistan hükümeti insan eliyle yapılan bu felaketi tersine döndürmek için çalışmalar yapmaya başladı. Eskiden orada balıkçılık yapan Ahmedov Zhangali diyor ki, “Belki gölde tekrar su olur… Su geri gelirse, giden komşularım balıkçılık yapmaya geri dönerler. Su geri gelirse insanlar ve hayvanlar yiyecek bulabilir.”

ARAL GÖLÜ NASIL KURUDU?

Sovyetler Birliği, artan pamuk ihtiyacı için kaynaklar arıyordu ve aradığını hakimiyeti altında olan Özbekistan ve Kazakistan topraklarında buldu. Aral Gölü çevresinde geniş arazilerde pamuk yetiştirme kararı aldı ve sonunu hiç düşünmeden bunu uygulamaya koydu. Aral Gölü’nü besleyen Amu Derya (Ceyhun) ve Siri Derya (Seyhun) nehirlerine barajlar yaptı ve nehirlerin yönlerini de pamuk tarlalarına doğru çevirdi. O andan itibaren Aral’ın yok olma süreci de başlamış oldu. 1960 yılında 68 bin 900 kilometrekare alana sahip olan ve ülkemizde yer alan Marmara Denizi’nden tam 6 kat daha büyük olan Aral Gölü, 2010 yılında 12 bin 100 kilometre kareye geriledi.

ARAL’I KURTARMA ÇABALARI

Aral’ı kurtarmak için ilk resmi girişimi Orta Asya Cumhuriyetleri başlatmıştır. (Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Kırgızistan). Bu ülkeler 1994 yılında “Uluslararası Aral Gölü Çevre Sorunları Komitesi” ni kurmuşlar ve Aral’ı kurtarmak için fon oluşturmuşlardır. Ülke ekonomilerine zarar vermeden Aral’a akan nehirlerden aldıkları suyu kısarak gölü besleyen miktarı arttırmayı hedeflemişlerdir. Oluşturulan fona dünyadan da destek gelmiştir. Yeni Zelanda, Japonya, İsveç, İtalya, Kuveyt, İngiltere ve Finlandiya bu fona yardımda bulunmuşlardır. Ayrıca Özbekistan ve Kazakistan’da üniversiteler, yardım kuruluşları ve gönüllüler, Aral için sık sık toplanıp çalışmaktadırlar.

EKOLOJİK DURUM VE SAĞLIK

Aral’ın bulunduğu bölge oldukça rüzgarlıdır. Bu rüzgarlar, göl kurudukça toprağın üzerine çıkan kimyasal kalıntıları havaya verir ve kilometrelerce taşır. Hatta Aral’ın en büyük sorununun bu toz rüzgarları olduğu söylenir. Bu tozlar havayı kirletir, toprağı ve bitkileri kirletir. İnsan sağlını bozar. Bu zehirli tozlar havaya karışıp tüm dünyaya yayılıyor. Bölgede temiz içme suyu, ve tarım ürününü oldukça fazla tehdit ediyor. Öyle ki, bölgede yaşayan insanların nüfusu hızla azalıyor, bu tozlar sebebiyle insanlar ölüyor ya da ömrü boyunca hastalığın pençesinden kurtulamıyor. Yeni doğan çocukların yaşama oranı da büyük ölçüde azalmış ve hızla azalmaya da devam ediyor.

ARAL’IN ESKİ SAKİNLERİ DEDE KORKUT VE AHMET YESEVİ

Dede Korkut, 9. veya 11. yüzyıllarda Türkistan’ın Aral Gölü bölgesinde Seyhun Nehri’nin Aral’a döküldüğü yerde doğmuştur. Bölgede hüküm süren atalarımıza danışmanlık yaptığı destanlarından anlaşılmaktadır. Dede Korkut Kitabı, bilinen en eski destanlardandır. Hikayelerin anlatıcısıdır ve veli bir kişiliği vardır. Oğuzlar, önemli meselelerini ona danışırlar. Keramet sahibi olduğuna inanılır. Oğuzname’de 295 yıl yaşadığı söylenir. Ahmet Yesevi Türk mutasavvıfı ve şairidir. Tarihte bilinen ilk büyük Türk mutasavvıfı ünvanını taşır.

Anadolu’ya hiç gelmemiş olmasına rağmen Anadolu’da da tanınan ve sevilen “Hâce Ahmed Yesevi”, yaygın olan kanaate göre, Celâleddîn Rûmî, Yunus Emre, Seyyid Muhammed Bin İbrahim Ata gibi Anadolu erenlerine derinden tesir etmiştir. Ahmed Yesevî, bir yandan İslâm şeriat hükümlerini, tasavvuf esaslarını, tarikât adâb ve erkânını öğretmeye çalışırken, bir yandan da İslâmiyet’i Türklere sevdirmeyi, Ehl-i sünnet âkidesini yaymak ve yerleştirmeyi kendine gaye edinmiştir. Bu eğitmenlik vasıflarından ötürü hikmetleri, lirizmden uzak ve sanat endişesi taşımadan söylenmiş şiirler olarak kabul edilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı