İlginç Bilgiler Rekorlar

Atmosfer Yada Güneş Bir Anda Ortadan Kalksaydı Ne Olurdu

Atmosferimiz Yada Güneş Bir Anda Ortadan Kalksaydı Ne Olurdu Ve Muhteşen İzler

Atmosferimiz Yada Güneş Bir Anda Ortadan Kalksaydı Ne Olurdu

İşte sizlere birkaç ilğinç bilgi daha atmosferimiz bir anda ortadan kalksaydı yada güneş bir anda yok olsaydı ve insanlara ve hayvanlara ait parmak,pati izleri ve daha pekçok ilğinizi çekebilecek şaşırtıcı biligiler…

Atmosfer bir anda ortadan kalksaydı ne olurdu?

Gezegenimizi tatlı, yumuşacık, pamuksu bir battaniye gibi saran atmosferimiz bir anda yok olsaydı, ne olurdu, hiç düşündünüz mü? Haydi biz kendimizi garantiye aldık diyelim: Üstümüzde uzay boşluğunda giyilen giysilerden olduğunu varsayalım. Tabii bizi idare edecek kadar oksijenimiz de olsun lütfen! İlk gözlemlerimiz ne olurdu? Ortadan kaybolan yalnızca bulutlar mı olurdu?

Öncelikle her şey büyük bir sessizlik içinde olup biterdi. Çünkü ses dalgalarının iletilmesi için hava gibi bir ortama gerek vardır. Her yer uzay “boşluğuna” dönünce çıt çıkmazdı… Ayrıca maviliğiyle göz alıcı güzellikteki gökyüzümüz de tıpkı Ay’daki gibi siyaha dönerdi! Gökyüzümüzün mavi olmasının nedeni havadaki moleküllerin güneş ışınlarındaki mavi tonları daha çok saçmasıdır. Atmosfer olmayınca her yer Ay’daki siyah fonlu gündüz fotoğrafları gibi görünürdü.

Kuşlar, kanatlı böcekler, uçaklar ve helikopterler atmosfer ortadan kalktığı anda yere düşmeye başlardı! Çünkü biz görmesek bile, uçmak için gereken desteği hava sağlar. Bir başka deyişle uçan nesneler havadaki moleküllerin içinde adeta yüzerler. Diğer bir etki de bizim içinde yüzdüğümüz denizlerin, göllerin, okyanusların ve akarsuların buharlaşmaya başlaması olurdu. Çünkü maddelerin buharlaşma sıcaklığı, dış ortamın basıncıyla değişir; atmosfer basıncı olmayınca da tüm sular kolayca buharlaşırdı.

Bizi güneşin zararlı ışınlarından koruyan atmosfer olmayınca yoğun bir radyasyon altında kalırdık. Söylemeye gerek yok belki ama havanın olmadığı bir ortamda bitkiler ve hayvanlar pek uzun yaşayamazlardı zaten. Ancak bazı bakteriler hayatta kalmayı başarabilirdi. Kısacası, atmosfersiz bir Dünya, hem çok şaşırtıcı hem de tehlikelerle dolu ve yaşaması çok zor bir yer olurdu!

Güneş bir anda yok olsaydı ne olurdu?

Güneş’ten Dünya’ya gelen ışınların aradaki 150 milyon kilometrelik uzun yolu 8,5 dakikada kat ettiğini duymuşsunuzdur. İşte, bu nedenle Güneş yok olsa, onun yokluğunu ancak 8,5 dakika sonra fark ederdik. O sırada gündüzse her yer bir anda mutlak bir karanlığa gömülürdü. O sırada geceyi yaşıyorsak ve gökyüzünde Ay varsa, sanki birisi fişini çekmiş gibi Ay “pat” diye sönüverirdi. Aslında yalnızca Ay’ı değil, ışığını Güneş’ten alan gezegenleri de göremez olurduk.

Dünya’yı ve diğer gezegenleri devasa kütle çekim gücüyle kendine bağlayan, onları daireye yakın birer yörüngede döndüren yıldızımız Güneş’tir. Eğer Güneş bir anda yok olsaydı, gezegenleri yörüngelerine bağlayan kuvvet ortadan kalkardı. Bu durumda bütün gezegenler tam o anki hareket doğrultularında ve hızlarıyla gökadamız Samanyolu’nun değişik bölgelerine doğru savrulurlardı. Büyük kütleli başka bir gökcisminin çekim alanına girene dek Dünyamız da uzayda uzun bir yolculuğa başlardı.

Başlardı başlamasına ama biz insanlar ve diğer bütün canlılar bunu uzun süre takip edemezdik. Çünkü Güneş’ten aldığımız ısı enerjisi kaybolduğunda, yeryüzü de soğumaya başlardı. Atmosferimiz sayesinde bu soğuma biraz yavaş olurdu: Sıcaklık bir hafta içinde -20°C’lere, bir yıl içinde de -70°C’ye kadar düşerdi. Okyanusların yüzeyi bile buz tutar, hatta soğuma ilerledikçe atmosferdeki gazlar bile donar ve yeryüzüne dökülürdü.

Tabii bir yandan bunlar olurken öte yandan gün ışığından mahrum kalan bitkiler fotosentez yapamayıp ölür, onlarla beslenen tüm canlılar da besinsiz kalırdı. Çünkü Güneş, gerçekten de yeryüzündeki yaşamın temel kaynağıdır ve ekosistemdeki tüm canlılar aslında ondan gelen enerjiye bağlıdır. Belki insanlar hayatta kalmak için yaratıcı yöntemler geliştirebilir ve bir süre idare edebilirdi. Ama güneş ışığından mahrum bir dünya yaşanmaz bir yer olurdu.

Parmak İzleri İle İlğili Bunları Biliyormuydunuz

 

19. yüzyılda parmak izlerini bilimsel bir temele oturtan kişi kriminoloji (suç bilimi) ile de ilgilenen çok yönlü bilim insanı Francis Galton, iki insanın aynı parmak izine sahip olma olasılığını 64 milyarda bir olarak hesaplamış.

Parmaklarımızın ucundakiler yalnızca birer iz değil, aynı zamanda dokunma duyumuzu da sağlayan çok önemli bir araç. Parmak uçlarımızın bu izlerle algıladığı titreşimler dokunduğumuz şeylerin sert, yumuşak, tüylü vs. olduğunu ayırt etmemizi sağlıyor.

İlmek, Demet ve Yay Tipleri

Örneğin koalalar. Günün neredeyse 20 saatini ağaç tepelerinde uyuyarak ve okaliptüs yaprakları yiyerek geçiren bu tembel hayvanın, burada işi ne? Şöyle bir işi var: Birçok hayvan türünün hatta maymunların bile parmak izleri yokken koalaların da tıpkı biz insanlar gibi onları biricik kılan ve diğerlerinden ayıran parmak izleri var.

Peki biz insanlar bu izler aleminde eşsiz miyiz? Tabii ki değiliz. Bilim her gün hızla ilerliyor ve yanımıza eşsiz izlere sahip başka canlılar ekliyor.

İnsanların parmak izinin eşsiz olduğunu biliyoruz. Bu nedenle insanların kimlik belirlenmesinde uzunca bir süredir kullanılıyorlar. Bizi biricik kılan parmak izlerimiz daha anne karnındayken şekilleniyor ve gelişimlerini orada tamamlıyor.

Parmak izlerimizin çok karmaşık bir deseni varmış gibi görünür. Aslında bütün insanların parmak izlerini oluşturan desenler yay, ilmek ve demet olarak üç temel gruba ayrılır. İnsanların yaklaşık yüzde 65’i ilmek, yüzde 30’u demet ve yüzde 5’i de yay grubunda yer alır.

Hayvanlara Ait İzlerin Eşsizliği

Bilim adamlarına göre zebraların çizgileri sıcaklardan daha az etkilenmek ve hastalık taşıyan sineklerden korunmak için zamanla bu desenlere dönüşmüş. Zebraların nüfus kağıtları da çizgilerden oluşan bu desenleri. Şimdiye kadar size zebralar aynı gibi mi görünüyordu yoksa?

Afrika’nın 4-5 m’lik güzeli zürafalar da aslında farklı deri desenlerine sahip. Bizim yine ayırt edemediğimiz, derilerindeki desenlerin farkları her zürafayı eşsiz kılıyor.

Tıpkı kediler gibi köpeklerin burunları da onların eşsiz kimlikleridir.

Pati izlerinin eşsizliği gibi her kedinin burun pütürü deseni farklıdır. Koku alma becerisi biz insanlarla karşılaştıralamayacak kadar iyi olan kedilerin imzasının burnunda olması çok doğal!

Bu desenler bir modacının uzun ve yorucu çalışmasından sonra ortaya çıkmış olağanüstü kumaşlar gibi değil mi?

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı