Faydalı Bilgiler

Boya’nın Tarih Yolculuğu

Geçmişten Günümüze Boya ve Boya'nın Tarih Yolculuğu

Geçmişten Günümüze Boya ve Boya’nın Tarih Yolculuğu;Boya’nın Tarih Yolculuğuna Kısa Bakış…

 

Boya ve yapı malzemelerinin tarihsel serüveni… 5 bin yıllık indigo mavisinden yapıları renklendiren boyalara.İnsanoğlunun yaşamını boyayla renklendirmesi ilk insanların mağara duvarlarına ham boyalarla çizdiği resimlerle başlarken, indigo mavisi Mısır’da 5 bin yıl önce giysilerin boyanmasında kullanılıyordu.

Boya ve kaplamaların gerçek bir endüstri bileşeni olması Sanayi Devrimi ile gerçekleşirken, boya sanayi günümüzde farklı tür ve özelliklerdeki ürünlerle yapıları renklendiriyor.

Mağaralarda yaşayan insanoğlu yaşamlarını grafik olarak temsil eden figürleri yapmak için ham boyalar kullanıyordu. Bilinen en eski boyalar ise Zambiya’da Lusaka Mağarası’nda bulunan ve 350 bin yıl önceden kalan mineral esaslı toz boyalardır. İspanya’da bir mağaranın duvarında bulunan dünyanın en eski resimleri, 42 bin yıl önce mineral esaslı toz boyalarla yapılmıştı.

MISIR’DA 5 BİN YIL ÖNCE İNDİGO MAVİSİ KULLANILDI

Boya tarihi açısından en önemli gelişme “İndigo” adı verilen mavi renkli boyanın kullanılmasıydı. Mısır’da 5 bin yıl önce, indigo mavisi giysilerin boyanmasında kullanılıyordu. Yine Mısırlılar, “juvve” denilen bir bitkinin kökünden kırmızı boya, çivi otu denilen bir bitkinin köklerinden, indigodan farklı tonda bir mavi boya, yalancı safran kökünden de koyu kırmızı bir boya elde etmeyi başardılar. M.Ö. 1000 yıllarında, Fenike kıyılarında bazı deniz kabuklularının bezlerinden erguvan renginde bir boya elde ediliyordu. Meksika ve Orta Amerika’da, hanım böceğinin gövdesi kurutulduktan sonra, tozundan kırmızı boya yapılıyordu. Ege sahillerinde yaşayanlar da kırmızı böceğinin gebe dişilerinden kırmızı renkte bir boya elde etmeyi öğrenmişlerdi.

Eski insanlar, boya üretmekte usta oldukları kadar, boyama tekniğinde de hayli ilerleme sağlamışlardı. Örneğin, bir kumaşı boyamadan önce, boyanın içine renklere kalıcılık sağlayacak bazı maddeler karıştırmayı biliyorlardı. Yağlı boyanın ise Avrupalı ressamlarca 1400’lerde icat edildiği sanılıyordu. Ancak Afganistan’da Taliban’ın 2001’de patlayıcılarla havaya uçurduğu Buda heykellerinin arkasındaki tepelerde yer alan Bamiyan mağaralarında 2008’de dünyanın en eski yağlı boya tablosu bulundu. Kimyasal analizler, tablonun Avrupa’dan çok önce M.S. 650 civarında yapıldığını kanıtladı.

BOYANIN ENDÜSTRİ SERÜVENİ SANAYİ DEVRİMİ İLE BAŞLADI

Boya ve kaplamaların gerçek bir endüstri bileşeni olması ise Sanayi Devrimi ile gerçekleşti. Amerika’da üretime geçen ilk boya fabrikası 1700 yılında Boston’da kuruldu. Binaların yağlı boyayla boyanmasına 1600’lerde başlansa da yaygınlaşması 1750’lerde oldu. 1867 yılında Ohio şehrinden Dr. Averill isimli girişimci, Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk olarak hazırlanmış veya daha doğru bir tanımla “hazır karışım” boyaların patentini aldı. 1880’lerin ortalarından itibaren ABD genelinde, özellikle yoğun nüfuslu bölgelerde ve sanayi merkezlerinde boya fabrikaları birbiri ardında ortaya çıkmaya başladı. Makineleşme ve mekanizasyon, uzmanlığı olmayan büyük çapta bir girişimci grubunun boya imalatı işine girebilmesine imkan tanıdı.

Ancak hazırlanan boyanın ağırlığı taşımayı pahalı hale getirmekteydi, bu yüzden merkezi olmayan, ayrık pazarlardaki küçük üreticiler 1900’lerin ortalarına kadar sektörü domine etti. Sanayi Devrimi, boya sanayinin makineleşmesine ve profesyonelleşmesine yardımcı olmasının yanı sıra boya ve kaplamalar için büyük ve yeni pazarlar yarattı. Hemen her ürünün korunması, kullanım ömrünün artırılması ve güzelleştirilmesi için boya ve kaplamaların yoğun bir şekilde kullanılması gerekmekteydi. Çağdaş boya ve kaplamalar, sayıları yüzbinleri bulabilecek, birbirinden farklı uygulamaların çok çeşitli gereksinimlerini yerine getirebilmek için sayısız bileşiklerin formüle edilmesiyle oluştu.

PLASTİK BOYANIN ORTAYA ÇIKIŞI

Almanya’da Otto Rohm, 1933’te iki cam plaka arasına yerleştirdiği “metil metakrilat” adlı maddeyi polimerleştirerek elde ettiği şeffaf plastiğe “pleksiglas” adını verdi. Rohm, kimyasal adı polimetil metakrilat olan bu plastiği, kırılmaz cam olarak pazarlamak amacıyla üretmişti. Rohm’un ABD’deki ortağıyla kurduğu Rohm&Haas adlı şirket, pleksiglası hemen satışa sundu. Ardından, Du Pont şirketi de aynı plastiği ABD’de, farklı bir teknikle üretip “Lucite” adıyla pazarlamaya  yapıların dış cephelerinin boyanması geçmişten günümüze değişik yöntemlerle yapıldı. Dış cephede en çok tercih edilen renklerden olan mavi, Hindistan’daki bu yapıyı da renklendirmiş. başladı. Pleksiglas, 2. Dünya Savaşı sırasında savaş uçaklarında cam yerine kullanıma girince talep çok arttı. Savaş sona erince ABD’de pleksiglasa olan ilgi azaldı. Rohm&Haas şirketi, pleksiglasın başka amaçlarla kullanılabilmesi için kendi kimyacılarına araştırma yaptırdı.

Diğer yandan, savaştan sonra 16 milyon ABD askeri sivil hayata dönmüştü ve çoğu evlenip ev satın almak istiyordu. Bu nedenle, hızla yeni evlerin yapımına başlandı. Rohm&Haas şirketinin kimyacıları, yüzbinlerce yeni ev için yağlı boyaya alternatif olarak su bazlı plastik boya yapmak için pleksiglasın ham maddesinin uygun olacağını düşündü. Ardından metil metakrilat adlı monomeri, su içinde emülsiyon-polimerizasyonu tekniğiyle mikroskobik boyutlarda plastik zerreciklere dönüştüren yöntemi geliştirdiler. Plastik zerrecikler suda çözünmediği gibi suyu sevmeyen (hidrofobik) bir yapıdaydı. Kimyacılar, farklı renklerdeki pigmentleri kullanarak her renkte plastik boya elde etmeyi başardı. Böylece binalar ilk kez su bazlı boyalarla boyanabildi. Zamanla plastik boyalara çeşitli katkı maddeleri eklenerek boya mükemmel hale getirildi. Kullanımının kolay olması, kokusunun azlığı ve kısa sürede kuruması nedeniyle plastik boyalar, inşaatları hızlandırdı.

TOZ BOYALARDA HIZLI GELİŞİM

Toz boya tarihi ise 1940’ların sonu ve 1950’lerin başında başladı. Alman bilim adamı Dr. Erwin Gemmer, toz kaplamaların ısıyla sabitlendiği akışkan yatak (fluidized-bed) işlemini geliştirdi ve 1953 yılında patentini aldı. 1958 ve 1965 yılları arasında, genel olarak 150 mikron ila 500 mikron arasında bir film kalınlığı olan tüm fonksiyonel toz boya uygulamaları akışkan yatak uygulaması ile işlendi, uygulamalarda elektrik yalıtımı, korozyon ve aşınma direnci ön planda idi. Elektrostatik toz boya teknolojisinin 1962 ve 1964 yılları arasında ABD’de geliştirilmesi ve kısa sürede hem ABD’de hem de Avrupa’da popülerleşmesi, akışkan yatak uygulamasına olan ilgiyi azalttı. Elektrostatik toz boyalar genel olarak püskürtme tekniği ile uygulandı. 1966 ve 1973 yılları arasında bugün halen kullanılmakta olan dört temel tür termoset reçine geliştirildi ve ticari olarak kullanıma girdi. Bunlar epoksi, epoksi polyester hibrid, poliüretan ve polyester (TGIC)’dir. Sonrasında, toz boyanın kullanımı artmaya başladı. Örneğin, 1966 yılında Almanya’da sadece dört olan toz boya tesisi sayısı, 1970’te 51’e çıkmıştı. 1970’lerin başından itibaren yükselişe geçen elektrostatik toz boya, 1980’lerden sonra en tercih edilen teknik oldu. 1980’lerin başından bu yana, toz boyalar, sürekli büyüme ile dünya çapında gelişti. Bunda mevcut malzemelere ilişkin sürekli yenileme, know-how’un geliştirilmesi ve formüle edilmesi, uygulama teknolojisindeki yeni teknikler, MDF ve rulo kaplama gibi yeni uygulamaların geliştirilmesi etkili oldu.

Türk Boya Sanayisi

Türk boya sanayisinin temelleri II. Dünya Savaşı sonrasında atıldı Türkiye’nin 1833 yılında ticaretle başlayan boya serüveni, II. Dünya Savaşı sonrasında bir sanayi etkinliğine dönüşmeye başladı.

Türk boya sanayisi yaklaşık 70 yıllık bir sanayi deneyiminin ardından, 2017 yılı sonunda Boya Sanayicileri Derneği (BOSAD) tahminlerine göre, 300 dolayındaki üreticisi, toplamda 1.109 bin tonluk üretimi ve 2 milyar doları aşan ticaret hacmiyle Türk kimya sanayisinin en önemli kollarından biri konumunda bulunuyor. Tüm dünyada, boyanın temel girdileri olan bağlayıcı ve pigmentlerin, doğal malzemeler yerine amaca özel sentetik malzemelerden yapılması ve boya üretmenin bir zanaat olmaktan bilimsel temelli bir sanayi üretimi etkinliğine dönüşmeye başlaması II. Dünya Savaşı dolayındaki yıllara rastlıyor. Bu eğilimler, gelişmiş sanayi ülkelerinden başlayarak, tüm dünyada boya üretiminin yapılış biçimini etkiledi. Türkiye boya sanayisindeki gelişmenin iki dönemde yoğunluk kazanması dikkat çekici. Bu dönemlerden ilkinin II. Dünya Savaşı’nı izleyen 15 yıl içinde (1945-1960 arasında) ikincisinin ise 1980-2000 arasında olduğu görülüyor.

İLK FABRİKALARIN KURULMASI

Ülkemizde imalathane düzeyinde kimi girişimlerin başladığı anlaşılmakla birlikte, fabrika boyutundaki boya üretim yatırımlarının 2. Dünya Savaşı’nı izleyen 10 yıl içinde, birbiri ardından gerçekleştirdiği görülüyor. Bu çerçevede ilk olarak, 1944 yılında, Süleyman Sabit İshakoğlu’nun İstanbul’un Karaköy ilçesinde kurduğu Sabitboya Fabrikası devreye girdi. Bunu bir yıl sonra, 1945 yılında, oğul Yorgo Hristidis’in İstanbul’da kurduğu ve sonraları Merbolin adını alacak olan Merkez Boya izledi. 1953 yılında da Çavuşoğlu kardeşler, İstanbul-Alibeyköy’de ÇBS Boya Kimya San ve Tic. A.Ş.’yi kurdular. Bundan bir yıl sonra yani 1954 yılında, Yunan asıllı Türk vatandaşı Yorgi Toprakçıoğlu, ABD vatandaşı Marshall Haywood’un da ortaklığı ile İstanbul Topkapı’da Marshall Boya ve Vernik San. A.Ş. adıyla bir şirket kurarak başka bir boya üretim tesisini faaliyete geçirdi ve 1958 yılında İsmet Uzunyol da ortaklar arasına katıldı. Yine 1954 yılında, Türkiye’nin ikinci önemli dış ticaret limanına sahip olan İzmir’in Bornova ilçesinde, Durmuş Yaşar ve oğulları tarafından Marshall yardımı katkısı da kullanılarak kurulduğu belirtilen DYO Boya Fabrikaları devreye alındı. DYO üretim tesislerinden bir yıl sonra, İzmir’in Bornova ilçesinde, Avusturya’dan Türkiye’ye göç etmiş olan Dermond ailesinden Heinrich Dermond’un başını çektiği bir grup yatırımcı Dewilux Komandit Şirketi’nin boya üretim tesisini kurdu. 1957 yılındaysa İzmir Boya ve Vernik San. A.Ş.’nin hisselerini Şevket Filibeli satın aldı ve şirketin ismi 1961 yılında Bayraklı Boya ve Vernik San. A.Ş. olarak değiştirildi.

 

20 YILLIK DURAKLAMA DÖNEMİ

Yaşanan ilk yatırım dalgasını yaklaşık 20 yıllık bir duraklama dönemi izlerken, oluşan fazla kapasite nedeniyle yeni yatırımların bir süre çekiciliğini yitirmesinin etkili olduğu varsayılıyor. 1980’den sonra yeni boya tesisi yatırımlarının tekrar hız kazandığı görülürken, bu durumun ikinci büyük kentleşme sıçraması ve ekonomide dışa açılma dalgası ile paralellik göstermesi dikkat çekiyor. Türk boya sanayisinin temelleri II. Dünya Savaşı sonrasında atıldı Türkiye’nin 1833 yılında ticaretle başlayan boya serüveni, II. Dünya Savaşı sonrasında bir sanayi etkinliğine dönüşmeye başladı.

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı