Anne ÇocukSaglık

DİJİTAL OYUNLARI E-SPOR OLARAK KABUL ETMEK BÜYÜK HATADIR.

DİJİTAL OYUNLARI E-SPOR OLARAK KABUL ETMEK GELECEK NESİLLERE YAPILABİLECEK BÜYÜK BİR YANLIŞTIR.

ROF. DR. TOLGA ARICAK: DİJİTAL OYUNLARI E-SPOR OLARAK KABUL ETMEK BAĞIMLILIĞI ARTIRACAK BÜYÜK BİR  HATADIR.

Türkiye’de 30 milyon genç bilgisayar oyunu oynuyor. Bunların 7-8 milyonu ise e-sporcu. Son dönemlerde hızla yaygınlaşan e-sporun gençler için barındırdığı riskin olumlu yanlarına göre olumsuz yanlarının daha fazla olduğunu dile getiren Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi ve Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Arıcak, “Kişi nasıl sigarayı ağzına koyduğunda bağımlı olma riski taşıyorsa, e-spor oynamaya başladığında da bağımlılık riski taşıyor demektir. E-spor bağımlılık riskini artıracak.” diyor.

Elektronik spor (e-spor) son dönemlerde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de oldukça popüler hale geldi. Dev şirketler, büyük spor kulüpleri e-spora yatırım yapıyor. Tıpkı futbolda olduğu gibi takımlar kuruluyor, ligler oluşturuluyor ve transferler gerçekleştiriliyor. E-sporu spor olarak kabul eden de var etmeyen de. Spor olduğunu savunan camia, bunu sporun tanımı, kuralları, federasyonu, takımların var olması gibi standartlara bağlıyor. Bir grup araştırmacı ve akademisyen ise e-sporu spor olarak kabul etmiyor. Sporda fiziksel aktivite olması gerektiğini söylüyor. Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tolga Arıcak da, e-sporun özellikle fiziksel yönüne baktığını belirterek, “Bu aktivite kişinin sadece zihinsel değil aynı zamanda bedensel faaliyetlerini ne kadar içeriyor? Buna da bakmak gerek. E-spor, fiziksel aktivite içermemesi nedeniyle spor değildir, demiyorum ama içinde belirli riskleri barındıran bir aktivite.” diyor. Prof. Dr. Arıcak ile teknoloji bağımlılığı ve e-spor ilişkisini konuştuk.

VÜCUDUN BÜYÜK KISMI HAREKETSİZ

Prof. Dr. Tolga Arıcak, e-spor yapan gençlerin günün önemli bir kısmını bilgisayar başında, oyun oynayarak geçirdiğini belirtiyor. Prof. Dr. Arıcak şunları söylüyor: “Oturdukları yerden ellerini, kollarını ve başlarını hareket ettiriyorlar ama bunun haricinde vücudun büyük kısmı hareketsiz durumda. Tabii bunun getirdiği kilo alma, obezite gibi riskler var. Ayrıca sürekli mouse tutulduğundan ellerde ve bileklerde sinir sıkışması görülebiliyor. Göz bozuklukları, göz kuruluğunun yanı sıra boyun düzleşmesi ve boyun fıtığı gibi sağlık problemleriyle karşılaşılabiliyor. İnsanlar tüm bu sorunlar yaşanmasın, vücudu sağlıklı olsun diye de spor yapıyor çoğu zaman. Aslında bu kısmı ile e-spor kelimesindeki spor kısmının yanıltıcı olduğunu söyleyebiliriz. E-spor bazı spor bilimciler tarafından spor olarak tanımlansa da felsefesi ve sonuçları itibarıyla sporun sağladığı faydayı yaratmıyor. İsminin spor olması başka bir şey, fiziksel aktiviteli sporların sağladığı olumlu sonuçları yaratması başka bir şey. Vücut sağlığı açısından olumlu sonuçlar değil riskler barındırıyor.”

E-SPOR, DSÖ KRİTERLERİNE GÖRE İNTERNET VE OYUN BAĞIMLILIĞINA GİDEN YOLU KOLAYLAŞTIRIYOR

Prof. Dr. Arıcak, e-sporun bilinen internet oyun bağımlılığının zararlarını içerip içermediğiyle ilgili şunları söylüyor: “Öncelikle, bir kişiye oyun bağımlısı diyebilmemiz için Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği üç kriteri karşılaması gerekiyor. Bunlardan ilki; kişinin hayatında öncelikli hal alması. Ailesinden, okulundan, işinden kısacası her şeyden önce gelmesi. İkincisi ise, kişide kontrol kaybı gelişmesi. Kişi artık durdurmak istese de oyun oynamayı durduramıyor, tıpkı sigara ve alkol bağımlılığı gibi; ‘Tamam, ben oynamayacağım, okuluma gideceğim.’ diye karar alıyor ama ertesi gün kalkıyor, tekrar oynamaya devam ediyor. Oyun bağımlılığının üçüncü koşulu ise fiziksel, ekonomik, sosyal, psikolojik tüm olumsuz sonuçlarına rağmen oynamaya devam etmek. Bu üç kriter karşılanıyorsa biz artık o kişiye ‘oyun bağımlısı’ diyoruz. E-sporda da bu üç kriteri karşılayan özellikler tanımlanmaya başlanmışsa, bağımlılığın yarattığı zararlara paralel sıkıntılar beklenmesi kaçınılmaz.”

SADECE 2 BİNİ LİSANSLI OYUNCU

Türkiye’de 7-8 milyon e-sporcu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tolga Arıcak, bunun sadece 2 bininin lisanslı olduğunu söylüyor. Lisanslı sporcu olmanın çok basit olduğunun altını çizen Prof. Dr. Arıcak, “T.C. kimlik numarası beyanı, sağlık raporu, doldurulmuş tescil fişi, 2 adet vesikalık fotoğrafa sahip olmak yeterli. Bu evraklarla, internet üzerinden Gençlik ve Spor Bakanlığı’na başvuruda bulunuyorsunuz. Bunlara bakılıyor ve bakanlık size lisans veriyor. Ve siz ‘Artık e-sporcuyum.’ diyorsunuz. İlle de bir takımda, kulüpte olmanız gerekmiyor, bireysel de olabiliyor. Düşünün; 15 yaşındaki oğlunuz/ kızınız ‘Ben e-sporcu olacağım.’ diyerek bu lisansı çıkartıyor, oturup gününün 8-9 saatini internet başında oyun oynayarak geçiriyor, okula bile gitmiyor. Bu arada, Milli Eğitim Bakanlığı ile protokol de imzalandı, e-sporun okullarda ders olarak okutulması için. Maalesef şu anda çok ciddi bir risk altında gençlerimiz. Devlet eliyle gençler bir anlamda özendiriliyor, yönlendiriliyor.” diyor.

TOPLUMUN YÜZDE 36’SI OYUN OYNUYOR

Bakanlıkların, işin Türkiye’yi temsil ve uluslararası camiada tanınma yönüyle e-spora destek verdiğine vurgu yapan Prof. Dr. Arıcak şöyle devam ediyor: “Amaç; uluslararası camiada var olmak. E-sporun artık ligleri, şampiyonlar ligi var. Gençler ciddi para kazanıyor. Şampiyonlar liginde oynayan bir oyuncu ayda minimum 15-20 bin lira kazanıyor. 50 bin lira kazanan da var. Bu, aileleri özendirebiliyor. Türkiye’de 30 milyon genç bilgisayar oyunu oynuyor ki bu da nüfusun yüzde 36’sı demek. 7-8 milyon olan e-sporcu sayısının hızla artacağını tahmin ediyoruz. Bu çocuklar gerçek anlamda ‘E-sporcu olmak istiyorum.’ dediklerinde, günlerinin 8-9 saatini bilgisayar başında geçirmek zorundalar. Bağımlı olmasalar bile başarılı olmak için bunu yapacaklar. Okula gitmeyecekler ve ders başarıları, akademik başarıları düşecek. Birçoğu ergenlik döneminde. Yani tam gelişim çağındayken çocuğunuzun 8-9 saat koltukta oturduğunu düşünün. Bunun neresinin sağlıklı olduğunu savunabilirsiniz? Bu yüzden de e-sporun devlet eliyle de özendiriliyor olması çok üzücü.”

OYUN BAĞIMLILIĞINA GÖTÜRÜYOR

E-sporun aslında gölgelenmiş ve maskeli bir biçimde bazı gençleri internet oyun bağımlılığına götürdüğüne vurgu yapan Prof. Dr. Tolga Arıcak, “Hepsini değil. Böyle bir iddiada bulunursak yanlış olur. Çünkü bağımlılık bir hastalık ve biz 30 milyon genç içinden, e-spor nedeniyle risk taşıyanların bağımlı olma ihtimalini artırmış olacağız. E-spor bağımlılık riskini artıracak. ‘Her e-spor oynayan kişi bağımlı olacak.’ diye bir şey söz konusu değil. Biz e-sporun herkeste bağımlılık yapacağını iddia etmiyoruz. Her alkol, sigara içen de bağımlı değil. Ama, “Ben sigara içmeye başlasam da bağımlı olmam.” diyemezsiniz. Kimseye de şunu söylemezsiniz; “Sigara iç, bağımlı olmazsın.” Aynı şey e-spor için de geçerli. “E-spor oyna, bağımlı olmazsın.” diyemeyiz. Kişi nasıl sigarayı ağzına koyduğunda bağımlı olma riski taşıyorsa, e-spor oynamaya başladığında da bağımlı olma riski taşıyor demektir.” diyor.

E-SPOR ŞİDDET İÇERİYOR

E-sporun dijital oyunlardan çok büyük bir farkı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Arıcak, dijital oyunların aslında e-sporda kullanılan oyunlar olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Arıcak şöyle devam ediyor: “Mesela LoL, CS:Go, Zula… Bunlar aslında çocukların evde oynadığı bilgisayar oyunları. Bu oyunların ligi oluşmuş durumda. Büyük kısmı da şiddet içeriyor. İşin hareketsiz kalma gibi fiziksel yönü bir tarafa, diğer riski de şu; çocuğunuz günde minimum 8-9 saat şiddet içerikli bir oyun oynuyor. Sürekli öldürüyor, parçalıyor ve bu bir video oyunu! Bir bilgisayar oyununun e-spor oyunu olabilmesi için en önemli koşul şu; adil olmalı, yani herkes aynı koşullar altında yarışabilmeli. Bazen parayla bir şey satın alarak oyunda avantajlı bir duruma geçebiliyorsunuz. E-spor oyunlarında bu yok. Yani siz kendi paranızla değil sadece becerinizle, hızınızla, stratejinizle avantajlı duruma geçebiliyorsunuz. Oyunda herkes eşit yarışıyor.”

1 MİLYON KİŞİ AYNI ANDA İZLİYOR

E-spora en çok genç kesimin ilgi gösterdiğini vurgulayan Prof. Dr. Arıcak, oyun oynamaya başlama yaşının ise 9-10 olduğunu söylüyor. E-sporcu olmak için 13-30 yaş arasında olunması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Arıcak şöyle diyor: “Profesyonel ligde ise 17 yaşından itibaren oynanabiliyor. Hatta yurt dışında 15 yaşındaki bir genç de lisanslı e-sporcu olabiliyor. Youtube’da e-spor karşılaşmaları canlı olarak, büyük bir ilgiyle izleniyor. Fenerbahçe-Beşiktaş’ın oynadığı e-spor oyununu aynı anda 60 bin kişi seyredebiliyor. Ama yurt dışında ya da büyük liglerde oynanan oyunları aynı anda 1 milyon kişi izliyor. Ve dünya şampiyonasında ödül 20 milyon doları buluyor.”

PAZAR, 1 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE

Bilgisayar oyunu oynama bağımlılığının, kumar bağımlılığına giden yolda kolaylaştırıcı bir etkiye sahip olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tolga Arıcak, “Normal bilgisayar oyunlarında parayla malzeme alınabiliyor. Çocuk bilgisayar oyunlarına para yatırmaya başladıkça online şans getiren oyunlara da para yatırma risk ve olasılığı artıyor.” diyor. E-sporun ülke ekonomisine katkı da sağladığını dile getiren Arıcak şöyle devam ediyor: “Gençlerin oynadığı bilgisayar oyunlarının Türkiye’deki yıllık pazarı 500 milyon dolar. E-spor işin içine girdiğinde dünya genelinde 1 milyar doların üstünde bir pazar söz konusu. Dünyada ligde 20 milyon dolar ödül alabiliyorsunuz. Bu ödülü Türk takımının kazanması halinde bu para Türkiye’ye gelecek. Artı Türk oyuncu yurt dışındaki bir takıma transfer olursa onlar için ödenen bonservis ücretleri var. Giderek büyüyen bir pazar. Tüm bunların ötesindeki değer ise ülkenin tanınırlığı ve bilinirliğinin artması. İki ay önce İngiltere’nin iki takımı İstanbul’da oyun oynadı. Bir sürü insan geldi, İstanbul da Türkiye de tanındı. Dünya şampiyonasında bir Türk takımı oynadığında 1 milyon izleyicinin Türkiye ve İstanbul ismini görmesi ülkemize bir reklam değeri katacaktır. Tanıtım, turizm amacıyla da kullanılabilecek ve dolaylı olarak ekonomiye katkı sağlayabilecek bir katma değeri var bu tür oyunların.”

RİSKLERİ OLUMLU YANLARA GÖRE DAHA FAZLA

Prof. Dr. Tolga Arıcak, eğitim psikolojisi uzmanı olarak e-spora olumlu ve olumsuz yanlarıyla baktığında, gençler için oluşturduğu, barındırdığı riskin, olumlu yanlarına göre daha fazla olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Arıcak, “Devlet eliyle de bunun özendirilmesinin, teşvik edilmesinin bu riskleri artıracağını düşünüyorum. Ciddi bir genç nüfusumuz var ve e-sporun bağımlılık yapma riski çok yüksek. Bu riskler göz önüne alınarak çalışmalar yapılmalı. E-spor özendirilmemeli, ders olarak okutulmamalı. Zararlı olduğunu düşündüğümüz, en azından şüpheli olan bir şeyi okullara sokup ders olarak okutursak, milyonlarca genç öğrencimizi riske atmış oluruz. ‘Tamam; e-spor dünyada popüler, biz de yapalım.’ denecek bir şey değil. Bakanlık bu konuda ön ayak olmamalı. Böyle bir şey yapılmasını istiyorsa da; lisanslı futbolcu olma koşullarını zorlaştırmalı. Bununla ilgili ön eleme ve denetimler yapılmalı. Nasıl ki her futbolcu, basketbolcu birinci ligde profesyonel olamazsa, aynı şekilde e-sporda da olamamalı. Gençlere boşu boşuna umut verip insanların psikolojik anlamda telef olmasına yol açılmamalı. Bunun faturasını ülke olarak yine biz ödeyeceğiz. İnsan kaynağımızı heba edip riskli bir yola sokmuş olacağız.” diyor.

LİSANS ALMA ŞARTLARI AĞIRLAŞTIRILMALI

Prof. Dr. Tolga Arıcak sözlerini şöyle tamamlıyor: “Örneğin; Gençlik ve Spor Bakanlığı diyecek ki; “Biz her yıl 50 kişilik e-spor takımı oluşturacağız ve bunun için belirli kriterler koyacağız. Öncelikle liseden mezun olunmalı, bu da 18 yaşı işaret eder. Mevcut durumda 13 yaşında lisans alınabiliyor. Ayrıca e-spor okullarda olmamalı. Akademik olarak belli bir başarı aranmalı. Çünkü bu oyunlar akademik başarıyı da düşürüyor. O zaman genç diyecek ki; ‘Ben okulda da başarılı olmak zorundayım.’ ‘E-sporcu olmak istiyorsan okula gitme, otur evde oyun oyna.’ durumu olmamalı. Çocuklar, Atatürk’ün; ‘Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.’ sözündeki gibi olmalı. Temel Türkçe, Matematik becerileri yoksa e-sporcu olmamalı. Çocukları okuldan uzaklaşmaya özendirmeyelim. Bu tür önlemler alındığı takdirde tabii ki Türkiye’de de e-spor yerini alsın. Ama 7-8 milyon genci bu yola sokup, ‘Bunlar içinden 50-100 tanesini alacağız, kalanlar ne olursa olsun’ denirse, maddimanevi yıkım olur. Akademik yönden gelişmemiş, işsiz gençler boşlukta kalıp ‘Biz ne olacağız? Ne yapacağız?’ demesinler. Bu o gençlerin bağımlı olma riskini de artırır.”

E-SPORUN ARTILARI

  • Ülke ekonomisine katkı sağlıyor.
  • Ülke tanıtımına katkı sağlıyor.
  • Kişilere para kazandırıyor.

E-SPORUN EKSİLERİ

  • Teknoloji, oyun ve kumar bağımlılığını tetikliyor.
  • Kişilerin akademik başarısını düşürüyor.
  • Göz hastalıklarına, duruş bozukluklarına neden oluyor.
  • Hareketsiz yaşama yönlendiriyor.
  • Gençleri şiddete yönlendiriyor.
  • Zihinsel gelişimi olumsuz etkiliyor, duygu durum bozukluklarına neden oluyor.

PROF. DR. TOLGA ARICAK KİMDİR?

Prof. Dr. Tolga Arıcak 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını Marmara Üniversitesi’nde tamamladı. 1994-1999 yılları arasında Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitimde Psikolojik Hizmetler programında araştırma görevlisi olan Arıcak, 1999 yılında aynı programda yardımcı doçent olarak çalışmaya başladı. 2006-2007 yılları arasında Indiana Üniversitesi Bloomington Psikolojik Danışma ve Eğitim Psikolojisi Bölümü’nde konuk araştırmacı, 2007-2008 yılları arasında ise Tulane Üniversitesi New Orleans Psikoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nde lisans ve lisansüstü düzeyde iki dönem halinde dersler verdi. 2008 yılında tekrar Trakya Üniversitesi’ne dönen Arıcak, 2010 yılında Eğitim Psikolojisi alanında doçent oldu. 2013-2014 akademik yılında Harvard Üniversitesi Berkman Center for Internet and Society Gençlik ve Medya Laboratuvarı’nda araştırmacı olarak çalışan Arıcak, halen Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

İnci NEŞELİ ÖZOĞLU

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı