İnsan ve Yaşam

EFENDİMİZ . . (S.A.V) MİSAFİRPERVERDİ

EFENDİMİZ . . (S.A.V) EŞSİZ BİR . . . MİSAFİRPERVERDİ...

EFENDİMİZ . . (S.A.V) EŞSİZ BİR . . . MİSAFİRPERVERDİ…

 

Kucağında bebeğiyle arabaya yanaşan kadınlar… Köşe başlarında soğuk taşların üzerine oturmuş elinde tuttuğu kağıda “Suriyeliyim” yazmış aileler…

Yaşanan dramın şahitleri olarak belki kendimizi onların yerine koymalıyız, belki de misafirperverliğimizi ülke olarak sorgulamalıyız.  Hayatın her alanında ve her konuda olduğu gibi Efendimiz’in misafirlerine karşı tutumu da hayranlık uyandıracak eşsiz nitelikteydi.

Efendimiz’in misafirleri hiç eksik olmazdı. O, misafirleriyle bizzat ilgilenir, çoğu zaman kendisi hizmet ederdi. O’nun için gelen misafirin ırkı ve dini önemli değildi. Müslüman olmayan misafirlerine de aynı hassasiyeti gösterirdi. Nitekim Habeşistan’dan gelen bir Hristiyan heyetini evinde ağırlamış, onlara kendisi hizmet etmişti. Yine bir defasında müşriklerden biri ona misafir olduğunda, ona bir keçinin sütünü vermiş ve müşrik tamamını içmişti. İkinci keçinin sütü verildiğinde onu da içmişti. Efendimiz, adam doyana kadar süt vermişti. Bu şekilde müşrik 7 keçinin sütünü içmişti.

O’nun misafirperverliği eşsizdi. O, fazla misafir geldiği zamanlarda evindeki yiyecekleri misafirlerine verip, çocuklarıyla birlikte geceleri aç yatan bir peygamberdi. ‘’Allah’a ve ahiret gününe inanan, misafirine ikram etsin.’’, ‘’Misafirin bulunduğu eve hayır, bıçağın devenin hörgücüne ulaşmasından daha çabuk ulaşır.’’, “Sofra misafirin önünde bulunduğu müddetçe, melekler ev sahibi için istiğfar ederler.”

Buyurarak bizlere misafirperverliğin ne denli önemli olduğunu da göstermiştir. Bazı devlet ve kabilelerden özel ve resmi heyetler gelir, günlerce kalırlardı. Efendimiz, bu misafirlerle bizzat ilgilenir, ağırlar, hizmetlerini görürdü. Habeşistan’dan gelen heyete bizzat kendilerinin hizmet ettiğini gören sahabeler, ‘’Siz bırakın ya Rasullullah, hizmeti biz görürüz!’’ dediklerinde Efendimiz, “Onlar daha önce bizim arkadaşlarımıza ikram etmişlerdir. Şimdi ben de bu hizmetlerin karşılığını vermekten zevk duyuyorum!’’ buyurmuştu. Efendimizin hiç eksik olmayan birkaç günlüğüne gelen misafirlerinin dışında, sürekli misafirleri de vardı. Bunlar mescidin hemen yanı başında ikamet eden; evi barkı, çoluk çocuğu olmayan fakir sahabelerin oluşturduğu Suffe Ashabı’ydı. Efendimiz, onları kendi aile fertleri gibi görürdü. Onların eğitim ve öğretimlerini üzerine aldığı gibi geçimlerini de kendileri karşılardı. Ancak 4 kişinin taşıyabileceği büyüklükte bir kazanı vardı.

Öğle vakti olunca bu kazan getirilir, yemek yapılır, Suffe Ashabı onun etrafına dizilir, Efendimiz’le birlikte ondan yerlerdi. Bazen o kadar kalabalık olurdu ki; Efendimiz oturmaya yer bulamaz, çömelirdi. Bazen de Suffe Ashabı’nı kendi evinde ağırlardı. Bunların sayıları 100 – 400 arasında değişirdi.Efendimiz, kendisine gelen Adiyy Bin Hatem’in elini tutmuş, evine davet etmiş, evde içi hurma lifiyle doldurulmuş tek minderi Adiyy’in altına sermiş, kendisi kuru yere oturmuştur. Adiyy ile konuşmuş, tereddütlerini tek tek saymış, sorularını cevaplamış, İslam’ın gelecek parlak günlerini haber vermiş, onu İslam’a davet etmiştir. Misafirleri gelmeden önce bildirirdi.

Sevgili Peygamberimiz, bazı misafirlerini daha gelmeden ashabına bildirir, onlar hakkında güzel sözler söylerdi. Cerir Bin Abdullah bunlardan biriydi. Cerir Bin Abdullah diyor ki: Medine’ye varınca, devemi bırakıp, heybemi açıp altlı-üstlü elbisemi giydim ve mescide girdim. O sırada Rasulullah hutbedeydi. Kendisine selam verdim. Cemaat beni göz ucuyla süzüyordu. Yanımdaki zata, “Rasulullah beni andı mı?” diye sordum. O da: “Evet, biraz önce, seni güzel bir şekilde andı. Şu kapıdan, Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir. Onun yüzünde melek, melik nişanı vardır buyurdu.” dedi. Ben de Allah’a şükrettim. Misafirlerini şehrin dışında karşılatması Efendimiz ile görüşmek üzere Medine’ye gelen heyetler, hangi inancı taşırlarsa taşısınlar, onlara değer verilirdi. Öyle ki, bu heyetler ta şehrin sınırlarında karşılanırdı. Mesela; Sakif heyetini Muğire Bin Şu’be ile beraber sahabenin en önde gelen ismi Hz. Ebu Bekir (r.a.) karşılamıştı. Kaldıkları yere uğrayıp, hal hatır sorardı.

Sevgili Peygamberimiz, misafirhaneye veya mescidin avlusundaki çadırlara yerleştirdiği misafirleriyle yakından ilgilenirdi. Efendimiz özellikle yatsı namazını kıldıktan sonra, bazen de geceleri uyanıp misafirlerinin yanına gider, onlarla konuşur, bir şeye ihtiyaçları olup olmadığını sorardı. Misafirlerine yol azığı ve bahşişler verirdi. Efendimiz, gelen misafirlere ve elçilere dönüşlerinde yol azığı hazırlatır, bahşişler verdirirdi. Hatta Tebük’te kendisine gelen Bizans elçisine Efendimiz, “Asıl yerimizde (Medine’de) olsaydık sana hediye verirdim.” diye üzüntüsünü ilettiğinde, bunu işiten Hz. Osman, heybesinden kıymetli bir kumaşı çıkarıp elçiye hediye etmesi için Sevgili Peygamberimize vermişti. Efendimiz’de Hz. Osman’ın bu ikramından son derece memnun kalmıştı. Misafirlerini özel kıyafetlerle karşılardı. Gelen heyetleri önemsemenin ve onlara verilen değerin bir yansıması olarak Efendimiz elçileri kabul merasiminde hususi bir elbise giydiği gibi, ashabının da aynı şekilde temiz ve özel kıyafetler içinde olmasını emrederdi. Efendimiz’in yaşadığı dönemin adetlerinden biri de gelen elçilere görkemli karşılama törenleri düzenlemekti. Elçilerin üzerinde böylelikle etki bırakılmak istenirdi. Dönemin adetinin aksine O, böylesi suni hiçbir yola tevessül etmezdi. Gelenlerin taleplerini nezaketle dinlerdi. Peygamberimiz kendi fikrini beyan etmeden önce heyetlerin düşünce ve taleplerini dikkatle dinlerdi. Onlara mutlaka Müslüman olmaları gerektiği istikametinde bir zorlamaya başvurmazdı.

 

 

 

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı