İlginç Bilgiler Rekorlar

Geçmişten Günümüze Kurban Ve İnsan Kuran Eden Toplumlar

Geçmişten Günümüze Kurban Ve İnsan Kuran

Eden Toplumlar

Geçtiğimiz ay bir Kurban Bayramı’nı daha kutladık, yazıma başlamadan önce hepinizin geçmiş bayramını kutluyorum. Bildiğiniz üzere kurban geleneği sadece İslam’da değil, günü­müze kadar bilinen neredeyse bütün dinlerde bulunmaktadır. Temel amaç tapılan doğaüstü gücü memnun etmek için ona bir şeyler feda etmiş olmak, bu kurban tapınağa götürülen biraz meyve, veya yere dökülen içki, hatta ateşe atılan bir mısır koçanı bile olabilir, öte yandan bizim de daha aşina olduğumuz gibi hayvanlar da kurban edilebilir, ama tarihte birçok uygarlığın kullandığı bir kurbanlık daha var ki ben de sizlere bundan bahsetmek istiyorum, insanın kendisi!

Günümüzde kime sorsak haklı bir şekilde iğrenç olarak göreceği insan kurban etme aslında zannettiğimizden çok daha yaygın gerçekleşmiş bir olay. Örneklerini Avrupa’dan Amerika’ya, Orta Doğu’dan Çin’e kadar görmek mümkün. Acaba hangisini yazsam diye az düşünmedim değil açıkçası.

İnsan kurbanı dendiğinde genelde akla ilk gelen Orta ve Güney Amerika uygarlıklarıdır (indiana Jones sağolsun). Filmde gördüğümüz şey, zebani tipli bir rahibin kurbanın kalbini eliyle söküvermesiyken, Maya veAzteklerde olan şey biraz daha değişik. Mayalar ve onların ardından Orta Amerika’ya hükmeden Aztekler kurban törenleri için neredeyse aynı yöntemleri takip etmiştir. Güneşin ve iyiliğin sembolü olan tanrıları Ouetzalcoatl’ın (veya Huitzilopochtli, ikisinin aynı tanrı olduğunu söyleyenler de var) onu kandıran jaguar tanrı Tezcatlipoca’ya karşı canlı ve sağlıklı bir şekilde durabilmesi, güneşin geceleri ay ve yıldızlarla yaptığı savaştan galip çıkarak yeniden doğması için onu insanların kalbi ve kanıyla bes­lemek gerekmektedir.

İnsan kurban etmenin bir başka sebebi ise tanrıların insanlan yaratmak için büyük fedakarlıklarda bulunmuş olması. Bir Maya efsa­nesine göre yaratıcı tanrılar kendilerini kutsal ateşin içinde feda ederek dünyayı ve sırayla canlıları yaratmışlar, fakat bunun karşılığında pek de saygı görememişlerdir. Bundan memnun ol- nrayan tanrılar en sonunda mısır ve suyu kulla­narak insanları yaratmışlardır. O günden beri in­sanlar ve tamlar arasında bir anlaşma vardır, tanrılar insanlann yaşaması, tarım yapabilmesi için gerekli şeyleri (yağmur ve toprak gibi) sağlarken, insanlar da onlara hayat kaynağı olan kanları ve ruhu barındıran kalpleriyle destek olacaklardır.

 

Mayalara göre çok daha yayılmacı politikaa izleyen Aztekler insan kurbanını dini bir tören olmasının ötesinde ele geçirdikleri halklara karşı bir üstünlük göstergesi olarak kullanmış ve on­larda esir alarak kurban etmişlerdir. Fakat esir olmadığı zamanlarda ise rahipler kendi vatandaşlannı kurban etmekten ve hatta kendi kendilerini kanatarak kanlarını sunmaktan çekinmemiştir.

 

Kurban töreninin uygulanmasına göz atacak olursak, meşhur Orta Amerika tarzı piramitlerin te­pesinde taştan bir masaya kurban yatınlır. Sonra rahip elinde genelde obsidyenden yapılmış bir bıçakla gelerek kurban canlıyken göğsünü yara­rak kalbini çıkartır ve kalbi göğe doğru uzatıp sonra da taştan büyük bir kaba koyar. Kurbanın cesediyle ne yapılacağı ise tam kesin değildir, ba­samaklardan aşağı fırtatılabilir veya ondan so­rumlu olan savaşçıya geri verilebilir ki savaşçı da onu başka bir törende yiyerek toplumdaki saygınlığını arttırabilsin (evet, adamlar büsbütün çıldırmış).

Orta Amerika’daki gibi Güney Amerika’da da farklı bir bakış açısıyla olsa da insan kurbanına rastlanır. İnkalarda bu olay daha çok soyluların çocuklarını isteyerek kurban etmeleri veya halk­tan seçilen en güzel kız çocuklarının kurban ed­ilmesiyle gerçekleşirmiştir. Bu kızlann birçoğu güneş tapınaklarına gönderilir, orada 6-7 yıl boyunca tapınağa hizmet eder, hiç sönmeyen ateşi besler, ayinlerde kullanılan eşyaları hazırlarlar. Tapınaktaki görevleri bitince ya ser­best bırakılırlar, ya odalık olurlar, ya da soylu sınıfından biriyle evlenirler. Bu kızlardan bazıları ise tanrılara kurban olarak seçilir.Fakat bunun yanınında ölen soylularla birlikte onlara hizmet eden kişilerin veya kimi zaman gönüllülerin de kurban edildiği de biliniyor. Bu yüzden rahip sınıfı olan “drukfler insan kurbanlarını gerçekleştirmiş, bizzat yapmasalar bile mutlaka kurbanın gerçekleştiği yerde bulunmuşlardır. Kurban etme yöntemleri ise son derece çeşitlidir, kurban verilecek tanrıya göre kurban da başka bir yolla gönderilmiştir: Taranis için kurban edilenler yakılır, Esus için olanlar bir ağaca asılır, Toutatis için olanlar ise kafası bir fıçıya bastınlarak ne olduğunu kesin bilmediğimiz bir sıvıda boğulur. Taranis’in bir tür yıldırım tanrısı olduğunu biliyoruz, ama kaynaklar biraz çelişkili olsa da Esus’un bir çeşit koruyucu ve iyileştirici tanrı, Toutatis’in ise savaş tannsı olduğu düşünülüyor.

Kurban yöntemleri arasında en ilginci ise hiç şüphesiz “hasır adam” yöntemi. Samandan ve odundan içi boş ve devasa bir insan figürü oluşturulur, ardından kurban edilecekler bu hasır adamın içine yerleştirilir, sonrasında ise figür tü­müyle ateşe verilir.

Bunlarla birlikte Britanya ve İrlanda’da yaşayan Keltler arasında ise insan kurbanından azıcık farklı olmakla beraber bir o kadar tuhaf bir gele­nek var Kelle avcılığı. Kelt inanışına göre bir in­sanda ruhun bulunduğu yer kafadır (bayağı yaklaşmışlar aslında) ve bir kişinin kafasına sahip olmak onun ruhunu da yanında taşımak gibi bir peydir. Bu yüzden Keltler’in öldürdükleri düşmanların kafalarını atlarına ya da bellerine 2 gezdikleri, hatta evlerinin bir köşesinde özenle sakladıkları bilinmektedir.

Bu sefer ortadoğudayız ve tarihin bilinen en eski yerleşimlerden biri olan Ammon (günümüzdeki Amman) var. Burada ise Ammonitier yaşıyor ve önemli tanrıları arasında kurtan olarak çocuk isteyen boğa-tanrı Molek var. Ammonitler’in kurban törenini gerçekleştirdikleri gözde yerleri ise Kudüs’ün hemen güneyine bulunan Gehinnom Vadisi. Burada toplanan insanlar vadinin içinde büyük bir ateş yakarlar ve küçük erkek çocuklarını Molek’e yakarak kurban ederlerdi. Daha sonra ise Am­monitier İsrailliler tarafından yenilmiş ve bu uygu­lamaya da son verilmiştir. Bu konudaki bilgiler arkeolojik olarak desteklendiği gibi Tevrat ve İncil’de de ayrıntılı olarak geçmektedir. Hz. İbrahim’in hikâyesine de paralel olarak Ammonitler kötü örnek olarak verilmiş ve insan kurtanı kesinlikle yasaklanmıştır. Hatta günümüzde kullanılan “Cehennem” sözcüğü aslında Gehinnom’dan tünemiş, Molek adı ise kral veya efendi manasına gelen “Malik” şeklinde kullanılmaya devam edilmiştir. Ammonitier ile aynı tanrılara inanan Kenanlılar, Fenikeliler ve onlardan sonra gelen Kartacalılar aynı geleneği takip ederek çocuk kurban etmişler ve bu yüzden komşuları üzerinde biraz kötü bir izlenim bırakmışlardır.

Son olarak da sizlere kısaca tarih kitaplarında bulamayacağımız bir şeyden bahsedeyim. Türk-Moğol şamanizmindeki bir inanışa göre eğer bir savaşçı bir diğerini öldürürse, öldürülenin ruhu onu öldürene öteki dünyada hizmet edecek­tir ve benzeri şekilde bir savaşçının ruhu için  insan kurban ederek ruhunu ona adayabilirsiniz.

 

Muhtemelen bu inanış doğrultusunda İslamı kabul eden Türklerce de insan kurbanı farklı bir amaçla gözlemlenmiş ve özellikle Bizans kayıtlarında geçmiştir, ki Türklerle bazen  sıkı ittifaklar kurmuş olan Bizans’ın karalama gibi  bir niyeti olduğu da pek söylenemez. Hatta kendi taht kavgası için Türklerle anlaşma yapan John Kantakuzen, Türk askerlerin savaşta ölen dostlarının mezarı üstünde insan kurban ettiğini bildirir bize. Bununla birlikte bundan daha sonrasına ait kayıtlarda Osmanlı padişahı II. Murat’ın Mora’dan aldığı 600 adet köleyi babası adına kurban ettiği yazmakladır. Hâlbuki İslam’da da diğer semavi dinler gibi insanın kurban ed­ilmesine tolerans yoktur. Ha illa birini öldürecek­seniz de daha geçerli bir bahane bulmanız ger­ekir, karşınızdakinin kâfir olması ve ona karşı cihat ilan etmeniz gibi.

Umarım ki bu yazıyla sizleri fazla iğrendirmemişimdir, fakat maalesef ki yazmış olduklarım sadece birkaç örnek. Tarihte bu tür insan kurbanlarına düşündüğünüzden çok daha fazla medeniyette rastlamak mümkün. Üstelik onların zamanına geri gidip bizzat sormak gibi bir şansımız olsaydı emin olun niye durduk yere insan öldürmeleri gerektiğiyle ilgili çok şahane se­bepler sıralayacaklar, hatta belki de gayet dostane bir üslupla bizden de bu şerefe nail olmamızı isteyeceklerdir. Her ne kadar antik mi­tolojilerde insanların yaratıcılığının çok güzel örneklerini görsek de zaman zaman insanları çılgınlığa itmiş olması da bir gerçek.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı