İnsan ve YaşamKültür-Sanat

Geçmişten Günümüze Otel ve Otelcilik

Geçmişten Günümüze Otel ve Otelcilik

Geçmişten Günümüze Otel ve Otelcilik

Hızla gelişen turizm endüstrisinde otelciliğin gelişimi, insanların tatil ihtiyaç ve beklentilerinin gelişimine paralel olarak seyretti. Aslında değişen, otelin işlevinden çok tüketicinin yaşam tarzı, boş zamanını nasıl geçirmek istediği ve buna bağlı olarak farklılaşan beklentileriydi.

Bu durum otellerin sayısının yanı sıra, çeşitlerinin de artmasına sebep oldu. Konaklama tesisleri; tatil köyleri, tatil otelleri, iş otelleri, spa otelleri, temalı oteller, butik oteller, tasarım otelleri, sanat otelleri, hip oteller gibi farklı tasarım anlayışlarına ve sundukları hizmete göre sınıflandırıldı. Günümüzde oteller konaklamanın ötesine geçerek, yarattıkları aktivitelerle kendileri bir destinasyon haline gelmeyi amaçlıyor.

Yoğun rekabet ortamında farklılıkların vurgulanmasına dayalı olarak gelişen ve popüler olanı farklı sunmayı amaçlayan günümüz turizm yapılaşmasında modern, postmodern, kitsch, minimalist, maksimalist gibi mimari yaklaşımlarla ve çeşitli temalarla tasarlanmış birçok otele rastlamak mümkün. Otel tasarımında önceleri enternasyonalist eğilimler etkili iken, sonrasında yöresel referansların kullanılması ve kimlik arayışları ön plana çıkarak, ihtiyacın belirleyici olmasından çok yapay kimliğin öne çıkarılması önem kazandı. Özellikle 1980’lerden sonra otel tasarımının temel kriteri “turisti mutlu etmeye, beklentileri karşılamaya yönelik çevreler yaratmak” ve “beğenilme” oldu.

Otel Tasarımları

Otel tasarımında hedeflenen; ziyaretçilere kendi isteklerini ve hayallerini projelendirebilecekleri ortamların sunulması oldu. Otel; bir sahne, bir film seti, ziyaretçilerin kendi hayallerini oynayabilecekleri ve kendileri hakkında çok şey öğrenecekleri bir mekân haline geldi. Fransız tasarımcı Philippe Starck, otel tasarımındaki bu değişimin önde gelen temsilcisi oldu. Starck, 1980’den beri bilgi çağının seçkin tüketicilerinin ihtiyaç ve isteklerini önceden sezinlemeye çalışarak, bunu yükselen bir moda virtüözlüğü içinde yapıyor. Starck’in yanı sıra Andree Putman, Christian Liaigre, Rafael Vinoly, David Chipperfield, David Rockwell, Richard Meier, Jean Nouvel gibi birçok tasarımcı yeni otel tasarımının öncüleri arasında yer alıyor ve tasarımları kısa sürede birer destinasyon haline gelerek diğerleri tarafından taklit ediliyor. Farklı ölçeklerde ve bağlamlarda tasarlanan yeni oteller; sığınak, ev, sahne, tiyatro arasındaki sınırların eridiği noktada evden uzakta ev, kentin içinde kent, gerçek yaşamda tiyatro yaratmaya özeniyor.

Yeni otellerde tasarımcının görevi, tüketicileri kendi gündelik hayatlarının çılgın ritimlerinden uzağa götürecek, fiziksel ve ruhsal olarak yenileyecek, bir süreliğine zamanı durduracak, onlara geçici hayatlar sunacak mekânları yaratmak. Tasarımcının her şeyden önemlisi toplumsal yapıyı çok iyi okuması, sosyal değişimleri dikkatle gözlemlemesi, günün modasını ve trendlerini çok sıkı takip etmesi gerekiyor. Sonuçta tasarımcı yeni ve farklı olanı yaratırken, aynı zamanda bir otelin başarısının önemli bir ölçütü olan tasarımın uzun ömürlülüğünü de sağlamak zorunda. Diğer tasarım alanlarından farklı olarak yeni otel tasarımında mimarın yükümlülüğü tasarımla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda yeni yatırım alanları oluşturmak ve pazar değerini belirlemek olarak ortaya çıkıyor. Bu anlamda tasarımcı bağımsız değil yaratıcı ekibin bir üyesi olarak; yatırımcının amaçları ile tüketicinin hayalleri arasındaki bağlantıyı kuruyor. Bugün bir otel tasarımının başarılı olabilmesi; tasarımcının tüm bu değişen ve dönüşen kriterleri özenle irdelemesi, yatırımcının ve tüketicinin taleplerini karşılarken mimari kaliteden ödün vermeyen, mekânsal olarak sürdürülebilir, işlevsel olarak esnek ve özgün mekânlar yaratabilmesiyle mümkün.

Otel mimarisi müşteri beklentisine göre şekilleniyor

Dünyada 100-150 yıllık geçmişe sahip olan turizm tesisleri, günümüzün yoğun rekabet ortamında müşteri beklentilerini karşılama hedefiyle şekilleniyor. Özellikle 1980’lerden sonra otel tasarımının temel kriteri “turisti mutlu etmeye, beklentileri karşılamaya yönelik çevreler yaratmak” ve “beğenilme” olurken; oteller modern, postmodern, kitsch, minimalist, maksimalist gibi mimari yaklaşımlarla tasarlanıyor.

Türkiye’de otel ve konaklama tarihi

Türkiye’de otel ve konaklama tarihi Anadolu topraklarında konaklama ve otelcilik sektörünün tarihçesi Selçuklular’a kadar dayanıyor. Haçlı Seferleri sonrasında yeniden aktif hale gelen ticaret yolları, refah odaklı bir devlet olan Selçuklular’da güvenliği sağlanan kervansaray sistemlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Osmanlı toplumunda,1800’lü yılların başından itibaren, Levantenler’in ve azınlıkların üzerindeki ikinci sınıf vatandaş baskısının azalmasına paralel olarak; İstanbul, İskenderiye, İzmir, Selanik, Beyrut gibi liman kentlerinde ticaretin yoğunlaşmasıyla artan konaklama ihtiyacı sonucu otelleşme arttı, Hanlar modifiye edildi, yenileri yapıldı.

BATI STİLİNE SAHİP İLK OTEL

1841 tarihinde “Misserie Oteli” adı ile açılan Hidivyal Palas, Türkiye’nin batı stiline sahip ilk otelidir. Orient Express’in İstanbul’a gelmesi, büyük gemilerin seferler düzenlemesi yeni otelleri beraberinde getirdi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra insanların başka yerleri keşfetme isteği, sanayi devrimi ve göçlerle büyük kentlerde gözle görülür bir hareketlilik yaşanmaya başladı. Ancak, bu canlanmaya karşın, Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında gerçekleştirilen etkin otel projelerinin sayısı oldukça azdı. Pera Palas, Beyoğlu ve Tarabya Tokatlıyan otelleri ile Ankara Palas, otelcilikte Türkiye’nin mihenk taşları olarak nitelendiriliyor. Daha sonraki yıllarda Anadolu yakası ve Anadolu şehirlerinde ticaret ve sosyal hayatla birlikte otel sayıları artmaya başladı. Özellikle İstanbul Anadolu ve Avrupa yakasında hizmet kalitesi yüksek, Türk konukseverliğini yansıtan ve uygulayan, manzara ve mimaris ileri, ulaşımı kolay birçok turistik otel hizmet veriyor.

 

Marco Polo, Evliya Çelebi gibi bireysel gezgin veya maceracıları saymazsak, turizm sektörünün dünyada en fazla 100-150 yıllık bir geçmişi bulunurken, turizm tesislerinin ortaya çıkışı ise daha yakın bir dönemde oldu. Bugün yalnızca konaklama dışında anladığımız kimliğiyle; yani ulaşımı, transferi, ön ve arka hizmetleri ile hizmet yapılarıyla, sektörün geçmişinin 60-70, ülkemizde ise 30-35 yıl öncesine dayandığı görülüyor.

 

Dünyada En İlginç Otelleri

Ren Binası-Shangai

Ren Binası 2010 yılında otel, spor ve konferans merkezi olarak Shangai için tasarlanan Ren binası, Çin kültüründe insanı simgeleyen sembol olan “ren” biçiminde inşa edildi. Tepede birleşen iki binadan oluşan yapıda birinci bina bedeni temsil ediyor. Burada evler ve “Spor ve Su Kültürü Merkezi” bulunuyor. İkinci bina ise aklı temsil ediyor. Bu tarafta ise yine evlerle beraber konferans salonları ve sosyal faaliyet alanları bulunuyor. İki binanın birleştiği kısımda ise bin adet otel odası yer alıyor. Mimari üslubu nedeniyle kimilerince Shangai’ın Eyfel Kulesi şeklinde de yorumlanan bu yapı orijinalitesi ve sembolizmiyle dikkat çekiyor.

Regatta Otel-Endonezya

Regatta Otel Endonezya’nın Jakarta şehrinde bulunan Regatta Otel, Atelier Enam Mimarlık ve Planlama Şirketi tarafından tasarlandı. Deniz temasına uygun olarak inşa edilen otelin adı bile “uzun yelkenli tekne” anlamına geliyor. Görüntüsü bir deniz fenerinin etrafındaki on adet yelkenli şeklinde olan her bir bina ise dünyanın çeşitli liman şehirlerinin ismini taşıyor. Mimari yapısı akım olarak modern ve yapısal dışavurumculuğun bir çeşit birleşimini oluşturuyor.

Helix Otel-Dubai

Helix Otel Dubai’de bulunan Helix Otel, adını mimarisinden alıyor. Helezon anlamına gelen Helix’in mimarisini Leeser Mimarlık isimli firma üstlendi ve firma bu tasarım ile New York’ta pek çok ödül aldı. Projenin mimarı ise Irak asıllı Zaha Hadid. Firma, Hadid sayesinde gelenekçi vizyonundan uzaklaşarak daha yenilikçi bir tutum edindi. Ayrıca, otel farklı mimari yaklaşımları temsil ettiğinden, Dubai ve Emirliklere modern mimariyi tanıtıyor.

Inntel Otel-Hollanda

Inntel Otel Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da bulunan Inntel Otel, rengârenk dizaynıyla göze hoş görünmekle beraber, dikkatleri de üzerine çekiyor. 2010 yılında kapılarını açan otel, Hollanda’daki Zaandam evlerinden esinlenerek tasarlanmış, hatta bu evlerden meydana gelen bir kolajı andırıyor. Bu tasarımın mimarı ise Wilfried van Winden. Mimarinin duygularla olan ilişkisine inanan Winden, otelleri insanların geçici evleri olarak gördüğü için ev temasını kullanmış.

Tarihi oteller

Hotel Balzac – Paris

Hotel Balzac – Paris, Fransa 19’uncu yüzyıla dek uzanan tarihi dokusuyla, Hotel Balzac adeta romanlardan fırlamış bir yer izlenimi veriyor. Otelin binasını Fransız bir banker kendisi için inşa ettirmiş. Bankerin ölümüyle birkaç kez el değiştiren mülk, bu süreçte Paris’in en popüler toplantı salonlarından biri haline gelmiş. Fransız yazar Honoré de Balzac, 1850’deki ölümüne kadar bu otelde yaşadı. Yakın zamanda yapılan yenileme çalışmalarının ardından, 19’uncu yüzyıldaki ihtişamını yansıtmaya hâlâ devam eden otelin 13 süiti ve 56 odası bulunuyor. Otel, şarap rengi, gül kurusu, lacivert gibi zengin renklerle kombine edilmiş neoklasik tarzda döşenmiş.

Hōshi Ryokan – Komatsu

Hōshi Ryokan – Komatsu, Japonya Yaklaşık 1300 yıldır hizmet veren Hōshi Ryokan dünyanın en eski otellerinden biri. “Ryokan”, Japon yolcularına hizmet veren geleneksel Japon hanlarıdır. Ryokan’larda genellikle “tatami” kilimleriyle döşenmiş odalar ve müşterek kullanımlı banyolar bulunur. Japon Denizi kıyısında yer alan otel kapılarını 718’de açtı ve o günden beri 46 nesildir aynı aile tarafından işletiliyor. Günümüzde otel 450’ye kadar konuğu ağırlayabiliyor.

The Olde Bell – Hurley

The Olde Bell – Hurley, Birleşik Krallık İngiliz kırsalında bulunan ve Londra’dan bir saatlik araba yolculuğuyla ulaşılabilen The Olde Bell, 1135’te kurulmuş. Bu otel, tıpkı bir kasaba gibi işlev gören çeşitli tarihi binalardan oluşuyor. Ana konaklama bölümü gece kalan müşteriler ve yerel halk için ayrılırken, bitişikteki binalar da özel toplantılar için kullanılıyor.

Kubbeli Çay Salonu, Pera İstanbul

Kubbeli Çay Salonu, Pera Palace Pera Palace Hotel, Şark Ekspresi’nin Avrupalı zengin yolcularına hizmet vermek üzere 1892’de açıldı. Yapının mimarı aslında Paris mimarisinden esinlenmiş olsa da birkaç yerel dokunuş katmayı unutmadı ve bu sayede otelin müşterileri tamamen yepyeni bir dünyayı keşfederken, kendilerini aynı zamanda evlerinde gibi hissetmeyi başarabildiler. Otel 2010’da büyük çaplı bir restorasyondan geçmiş olsa da orijinal tasarımının önemli bir bölümü korundu.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı