İlginç Bilgiler Rekorlarİnsan ve Yaşam

PENCERE VE PENCERE CAMI

DÜNDEN BÜĞÜNE PENCERE VE PENCERE CAMI

DÜNDEN BÜĞÜNE PENCERE VE PENCERE CAMI

Geçmişten Günümüze Pencere Pencere Camı Kullanımı Tarihsel Gelişimi….Asırlar öncesinde insanlar barındıkları yerlerin ışık ihtiyacını gidermek için Peri Bacaları gibi şekillendirebildikleri yapılarda pencere açıklıkları oluşturmuşlar.

Bu boşluklar ile başlayan pencerenin serüveni; cam sabitlenmesi, cam etrafına yapının dışında pencere kasasının yapılması, bugünkü şekline benzer panjur sistemlerinin denenmesi, ahşap, demir, alüminyum ve PVC pencereler ile günümüze ulaşmış.

Tarihi yapıların duvarlarında veya dış yüzeyinde bırakılanherhangi bir boşluk, günümüzdeki pencerelerin temelini oluşturur. İlkeldünyanın sıcak iklimlerinde, pencerelersadece binaların içiniaydınlatmak amacıyla yapılıyordu. İlk bina ve pencere örneklerine, iklimşartlarınınuygun olduğu yerlerde, özellikle Akdeniz kıyılarında başlayan ilk medeniyetlerde rastlanır. Mısır lahitlerindeki alçak kabartmalarda, saray ve ev tasvirlerinde,küçük diktörtgenlerden meydana gelmiş ve bir çerçeve ile çevrilmiş pencereler görülür. Bu grafik anlatım ve resimler, Mısır’dasivil mimaride pencereye yer verildiğini kanıtlıyor. Günümüze ulaşanve geçiş eyleminin dışında sadece ışık ve hava sağlamakiçin yapılan eneski boşluk yani pencere, Mısır’daki Karnak Tapınağı’nda bulunuyor.

PENCERELERDE CAMI İLK KEZ ROMALILARKULLANDI

İlk dönemlerde, taşduvarlar üzerindekicamsız vedarbir boşluk olarak bırakılan pencereler, M.S. 1’inci yüzyıldaRomalılar’ın camı kullanması ilesaydam vekapalı bir şekle büründü. Roma İmparatorluğu’nun etkisiyle uygarlıklar kuzeyedoğru taşmaya başlayınca,pencerelerin ışığı geçirirken, soğuğu dışarıda bırakacak bir cisimle kapatılması zorunluluğu doğdu.

Bu amaçla, yağlı bezler ve hatta ince mermer tabakalar kullanıldı. Romalılar, Pompei’nin M.S. 79 yılında yok olmasından önce camı buldular. Pompei harabeleri arasında rastlanan bronz çerçevelerin içine 52 cm genişliğinde, 45 cm yüksekliğinde ve 1 cm kalınlığında camlar takılmıştı. Ortaçağ’da ise Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından gotik mimarinin gelmesine kadar roman stil hüküm sürdü. Küçük ve dar olan bu devir pencerelerinin ilk örnekleri çok dar ve yuvarlak tepeli yarıklar şeklinde yapıldı. Bu yarıklar duvarın ortasında yer alır, içe ve dışa doğru şevli yapılırdı. Daha sonraları bu şev içeriye daha çok ışık alabilmek için olabildiğince dik yapılarak pencere dış duvara alındı. Normal pencerelerin bu denli dar yapılmasının nedeni, camı pencerede kullanmamaları, her ne kadar camı biliyorlarsa da büyük yüzeylerde kullanmak için üretmemeleri ve korunma amacıydı. Bu devrin daha gelişmiş örneklerinde iç içe yarım daire şeklinde kemerler ve yanlarında kademeli olarak içe çekilmiş yuvarlak söveler görülür. Genellikle ortada geniş açıklık, yanlarında ise yalancı kör arkadlar bulunurdu. Rozas denilen yuvarlak pencerelere ilk defa bu devirde rastlanır.

GOTİK MİMARİDE PENCERE

13’üncü yüzyılda ise, maddenin inkarı, mekanın mistik etkisi ve Ortaçağ’da yapı kurallarının da değişmesiyle gotik mimari ortaya çıktı. Hristiyan dini ile ilgili inançların anlatımı pencerelerde vitraylarda sağlanarak, romanesk devrinde bir taş halka niteliğinde olan rozas, gotikte giderek büyüyüp incelerek bir dantel görünümüne büründü. Aynı süre içinde cam yerini tutan taş işçiliği birçok değişiklik göstererek, giderek Barok mimariye güzel bir örnek olan Ihlamur Kasrı’ndaki pencereler de o dönemi yansıtıyor. daha dekoratif ve karışık bir hale geldi. Modern mimari dışında hiçbir devirde boşluk gotikte olduğu kadar olağanüstü bir değere ulaşmadı. Böylece pencere, bir Ortaçağ binasının tarihini bulmak veya tarif etmek için en iyi kanıt oldu. Erken Gotik döneminde (13’üncü yüzyıl), dar sivri kemerli grup halinde pencereler yapıldı. Geometrik Gotik (13’üncü yüzyıl) döneminde duvarların incelmesi ve pencerelerin büyümesi, pencere önlerine taş şebekelerin konması fikri, grup pencerelerin bir kemer içinde toplanması ile birlikte oldu. Bu devrin en güzel örnekleri Lincoln Katedrali’nde bulunuyor. 14’üncü yüzyıldaki Dekoratif Gotik döneminde ise taş şebekenin taş yüzleri daha da daralarak, açıklık dikeyde daha çok sayıda ışıklığa bölündü, üst kısım daha çok işlenerek alev biçimli şekiller oyuldu. Yine bu devirde romanesk ile başlayan ve gotik yapılarda doruğa yükselen, özellikle kapı üstlerinde içleri vitraylarla süslü rozas, gül pencereler de bolca kullanıldı. Perpandiküler Gotik (15’inci Yüzyıl) döneminde pencereler yatay kayıtlarla da bölünerek, tepeler sivri kemer veya dört merkezli basık kemerlerle çevrildi. Pencere büyüyerek, ışıklık sayısı giderek çoğaldı. Renkli cam ve pencerelerin gotik katedrallerde kazandığı önem, evlerde çok daha kısıtlı oldu.

AÇILIR PENCERELER 1500’LÜ YILLARDA KEŞFEDİLDİ

Pencerelerde açılım sistemi ise, M.S. 1’inci yüzyılda gerçekleştirilen pencere boşluklarına cam sabitlenmesi işleminden tam 1500 yıl sonra keşfedildi. M.S. 1500 yıllarında, bölümlenmiş boşlukların ayrı fonksiyonlar gerçekleştirebilmesinin keşfedilmesi ile pencerelerde açılabilir kanatlar ortaya çıkmaya başladı. Bölümlenmiş bu açıklıklardan en yükseği sabit olarak yapılıyordu ve alt bölüm, dıştan günümüzün kepenklerine benzer biçimde, dışa açılan ve bazı saydam bölümleri bulunan kanatlara sahipti. Elbette o günün koşullarında pencere kasası yapımı için en uygun materyal ağaçtı. Tarih sayfasının tanıklık ettiği ilk pencere sistemi bu yüzden ahşap pencere modelleri oldu. Rönesans döneminde ise İtalya’nın öncülük ettiği barok mimari etkili oldu. Barok mimarinin zengin renkli formu, ruhundaki heyecan, his ve cüreti Avrupa’nın güneyindeki Latin ırklara daha uygun geldi, kuzey ise Britanya, Kuzey Almanya, Hollanda ve İskandinavya stili daha çekingen ve isteksiz karşıladı. Barok akımın en önemli karakteristiği eğri hattın serbest şekilde kullanılması idi. Zengin süslemelerin en fazla görüldüğü yer olan pencerelerde açılmayan boşluklar içine heykeller yerleştirilerek yalancı pencereler yapıldı, dev çift kolonlar plastrlar, kırık alınlıklar ve burma sütünlar pencereleri süsledi. 17’nci yüzyıl sonunda klasiğe yeniden ilgi duyulmaya başlanırken, eski Yunan ve Roma eserleri değer kazandı. Ne var ki bütün bunlar pencerenin özüne yeni bir şeyler eklemedi. Camın pencerelerde kullanılması, 18’inci yüzyıl sonundan itibaren her türlü yapıda yaygınlaştı. 19’uncu yüzyıl sonlarında “art nouveau” adıyla oluşan akım da sadece pencere bezemesinde etkili olabildi.

DEMİR DOĞRAMA VE ALÜMİNYUM PENCERELER

Betonarme inşaat tekniklerinin geliştirilmesi ile konut yapımı bir devrim geçirirken, penceTarihi M.Ö. 6000 yıllarına kadar uzanan Efes Antik Kenti’nde, günümüze ulaşan en eski pencere örneklerini görmek mümkünre açıklıklarının büyük bırakılmasını engelleyen taş ve tuğla yapı tekniklerinin kısıtlamalarından kurtulmak söz konusu oldu. Bu, pencerelerde çok büyük ölçülere ulaşılmasını ve ağacın artık bu açıklıkları geçmeye yetmemesini beraberinde getirdi. İlk olarak 19’uncu yüzyılda kullanılmaya başlanan demir doğramalar, duvarlara rakip olacak boyutlara ulaşmışsa da uygulama alanları konutlara kadar inmedi ve endüstriyel yapılar ile sınırlı kaldı. Onun yerini daha hafif ve işlenmesi kolay olan alüminyum aldı. Ancak alüminyumun yüksek termal iletkenliği, mekanik birleştirme sorunları gibi nedenlerle zamanla kullanımı gittikçe azaldı.

PVC’NİN BULUNUŞU İLE BAŞLAYAN DEVRİM

20’nci yüzyılda bilim ve teknolojideki gelişmeler, malzemelerin getirdiği olanaklar (ahşap konstrüksiyon yerine betonarme karkasın uygulanması, betonun verdiği açıklık imkanı ile cephe genişliğinde pencerelerin yapılması) yeni bir ortam oluşmasına neden olurken, modern mimari bir anlamda evrenselliğe ulaşarak geleneksel yapım tekniklerine bir çizgi çekildi. Yaşanan bu gelişmelerin ardından, yeni bir malzeme olarak PVC pazara girdi. “Polivinilklorid” adlı sentetik malzemenin kısaltılmış adı olan ve ilk sentezlenen plastiklerden olan PVC, 1835 yılında Fransız kimyager Henri Victor Regnault tarafından sentezlendi, ticari olarak kullanımı ise 1938 yıllarında başladı. Tasarım, fonksiyon, maliyet ve kolay şekillendirilebilme özelliği ile kısa sürede yaygınlaşan PVC pencereler zaman içinde o kadar çeşitlendi ki, farklı serilerin birbirlerine uyumluluğu ve modüler yapıda tasarlanmaları Teknolojideki gelişmeler cam giydirme bina sayısını artırırken pencereler de bu teknolojiye adapte oldu. sayesinde sürekli geliştirilebilir bir sistem haline geldi. Geçmişten bu yana kullanılan pencere çeşitlerini tek kanatlı, çift kanatlı, kemerli, stüdyo, sabit, cumba, giyotin, sürme, vasistas, bahçe ve özel tasarımlı pencere olarak sıralayabiliriz. Günümüzde pencerelerde ahşap, bir metalürji ürünü olan alüminyum, petrol bazlı ürün olan PVC kullanılmaya devam ediyor. Bu malzemeler hammadde kaynakları, kullanım yerleri, estetik görünümleri, imalat süreçleri ve çevreyle ilişkilerine göre birbirlerine üstünlük gösterebiliyor.

PENCERELERİN ISI YALITIMINDAKİ ÖNEMİ

Pencerelerin ısı yalıtımı ve enerji verimliliği konusunda da önemi büyük. Binalardaki ısı kayıplarının yüzde 40’ı dış duvarlardan, yüzde 30’u pencerelerden, yüzde 17’si kapılardan, yüzde 7’si çatılardan ve yüzde 6’sı döşemelerden gerçekleşiyor. Tek camlı pencerelerden kaynaklanan ısı kaybı, yalıtımsız bir evden gerçekleşen kaybın yaklaşık yüzde 20’si civarındayken, çift cam kullanarak bu kayıp yarıya indirilebiliyor. Ülkemizde 1970’lerde kullanılmaya başlanan çift cam üniteleri iki cam arasında hapsedilen kuru ve durgun hava sayesinde bina ısısının pencerelerden dışa kaçışını yarı yarıya azalttı. Isı yalıtımını daha da iyileştirmek için tercih edilen üçlü yalıtım camı üniteleri ısı kaybını önlemede daha etkili oluyor. Yüksek binalarda ve rezidans tarzı yapıların dış cephelerinde kullanılan cam giydirme sistemine de adapte olan pencereler, teknolojideki gelişmelerle geleceğe açılıyor

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı