Saglık

Stres ve Sosyal Fobi

Stres ve Sosyal Fobi Korunma Yöntemleri Tedavisi

Stres ve Sosyal Fobi Nedir ? Stres ve Sosyal Fobi ile Nasıl Baş Edebiliriz ? Stres ve Sosyal Fobi Korunma Yöntemleri Tedavisi

Stres ve sosyal fobi diye adlandırılan sosyal kaygı; insan hayatının akışını ve duygu durumunu derinden etkileyen, gündelik hayatın gerekliliklerini kabusa dönüştüren, sosyal ortamlarda acığa çıkan bir korku, kaygı duygusudur, özellikle kişinin performans gerektiren bir iş ile meşgulken başkaları tarafından incelenmesi durumunda agğa gkan diğer kişiler tarafından eleştirilme, alay edilme endişesi, küçük düşme korkusudur.

Stres ve sosyal fobi kadınlarda da erkeklerde de görülebilir. Kadınlarda daha sık görülmekle birlikte sosyal fobi yüzünden doktora başvuranlar daha çok erkeklerdir. Kadınlar, özellikle çalışmayan kadınlar zamanlarının çoğunu evde geçirdikleri için belirtiler agğa çıkmayabilir. Erkekler ise çalışma hayatının; yani sosyal hayatın sürekli içinde olmak durumunda kaldıklarından belirtiler gözle görünür hale gelir. Çalışmak sosyal hayatın içinde olmayı gerektirdiğinden çalışan kadın da bu tehditle yüz yüzedir ve sosyal fobinin belirtilerini daha belirgin olarak hisseder. Bekâr veya boşanmış kişiler ile yüksek eğitimlilerde sosyal fobi daha sık görülmektedir. Kişiler arası iletişim, konuşma, bilgi alış verişi gibi olaylar sosyal yaşamın olmazsa olmadandır. Aile, arkadaş ya da iş arkadaşlanyla yapılan toplantılar, çeşitli seminerler, iş yemekleri vs. kişinin hayatını çekilmez hale getiriyorsa ortada bir problem olduğunu kabul etmek gerekir.

Stres ve sosyal fobik  özellikleri olan kişiler özde aşın mükemmeliyete,olmama ihtimaimi asla kabul etmezler. Hata yapmamak adına en ufak bir kusurda ya da eksikte geri döner, yaptıktan işten vazgeçerler. Bir işi yapamayacaklannı düşündükleri takdirde en kolay yolu seçerler: Ya hep, ya hiç yolunu. Yapamayacaklannı düşündükleri İşlerle bir daha asla ilgilenme* zler, tüm kapılannı kaparlar. Bu, aslında “Ben en mükemmeli yapmalıyım ve herkes beni beğenmeli, benimle gurur duyulmalı, parmakla gösterilmeliyim.’şeklinde düşünmelerinden ileri gelir. Bu nedenle kaygı düzeyi artar, kaygı düzeyini arttıran ise ‘Başaramama Korkusudur.

Kaygı düzeyinin yükselmesi beyindeki stres hormonlan salgısını arttırır ve aşm derecede salgılanan stres hormonlan öğrenme yeteneğini geriletir. Bunun sonucunda daha da fazla korku açığa çıkar.’ Stres durumunda sinapsfanmızın normal işleyişi bozulur. Stres hormonlan dediğimiz adrenalin ve noradrenalin oranı yükselir. Dolayısıyla tür hücreye umn uyanlar bir diğerine geçemez. İşte bu an, bizim hatırlayamadığımız andır, düşüncelerimiz bloke olur. Yapılan araştırmalara göre sosyal fobik davranışlann sinir sisteminin depa, ve serotonin sistemleri ile İlişkili olduğu görülmüştür. Aynca korkular kişinin otonom sinir sistemi ve  kalp üzerinde aşın zorlanmaya, kalp spazmına ve hatta beslenme bozuklarına kalp spazmlarına kadar tüm bedende çeşitli bozukluklara sebep olur. Tüm bu bozulma düşüncelerin bloke olmasıyla da oluşan bu kapanma sadece yüz yüze konuşma ile aşılabilir.

Bazen bir kişinin sesi duyulduğunda da görülebilir. Bu nedenle bazıları için telefonla konuşmak da zorlayıcıdır. Sanki nefes alıp verirken zorlanır gibi bir halde olan, heyecanlı ve titreyen bir sesle konuşan kişi kendi sesini duydukça daha çok kaygılanır. Bu durumu karşıdaki kişiye aksettirmeme çabası endişe düzeyini daha da yükseltir. Ses titreme­sine çoğu zaman el titremesi de eşlik eder. Aslında en önemli durum düşüncenin işleyişindeki hızlanma sürecidir. Kişi sürekli yorum yapmaya başlar ve yorumlar olumsuzdur. Bir sosyal fobiğin düşünce zinciri olumsuz düşüncelerle harekete geçer. Kişi kendisini büyük bir zincirle bağlar ve o zincirin gidebildiği yere kadar gider. Yani durmadan kendi içinde döner, hareket edemez; yalnızca endişe duyar, tedirgin olur.

Bu hissiyatın içindeki kişi performans göstermesi gereken bir durumla ştığında daha da çok kaygı duyar ve ani tepkiler göstermeye başlar. Herhangi bir alarm a en çok yaşanılan durum öncelikle “buradan kaçmaiıyım, uzaklaşmayım” duygusu, anda ise kalp çarpıntısı, kaslarda gerginlik sonucu titreme, boğazın düğümlenir gibi a, ateş basması sonucu açığa çıkan terleme ya da aniden buz kesmedir. Büyük bir ihtimalle bu bedensel tepkileri, baş ağrısı ya da vücudun en hassas bölgesi neresiyse o bölgeyle ilğil ağrılar ya da bozulmalar (bağırsak ve mide problemleri gibi) takip eder.Yani yaşanılan stresin çeşidli  şekillerde açığa çıkması diyebiliriz.

Stres daima her türlü sıkıntının ana kaynağında yer almaktadır. Stresle baş edebilmek için ın büyümesini engellemek, yani kaynağı kısmen de olsa kurutmak gereklidir. Oysaki bu inağın var olduğunu bilmek kişinin kendisini tehdit altında hissetmesine neden olur, iıdit, tehlikenin var olduğunu algılamaktır. Kişi kimi dürtüleri, aşırı uyanlan ya da çevresel ırumları dengesini bozan, gerginliğini arttıran birer tehlike olarak değerlendirilir. Buna karşı ıvunma düzenekleri kuramazsa ya da yetersiz kalırsa endişe dediğimiz “anksiyete” ortaya ıkar. içten gelen olumsuz bir duygu olarak endişe; sıkıntılı bir bekleyişi çağnştıran, kişiyi ledeyen bir durumdur. Hissedilen tehlike karşısında savunma sistemlerini harekete geçire­meyen kişinin endişe düzeyi daha da çok artar ve belirgin bir tehdit algılaması yaşar.

Eğer aynı tehdit daha önceden yaşanmış ve kişinin güveninin zedelenmesine sebep olmuşsa; yeniden böyle bir durum ile karşılaşma endişesi dediğimiz “beklenti anksiyetesi” ortaya çıkar. Bu ise çok daha büyük bir tehdit olarak algılanır.

Çünkü daha önce yaşadığı olumsuzluğun yineleneceği kaygısını taşıyan kişi gerçekte üstesin­den gelebileceği, baş edebileceği bir sorunla karşılaşınca yenilgiyi baştan kabul eder ve iste­meden de olsa bu emri beynine gönderir. Kaçma düşüncesine kapıldığımız anda beynimizi yeniden harekete geçirerek yeni bir düşünceyi yerleştirmeye çalışmalıyız.

Böyle durumlarda beynimize “kaçmalı değil, savaşmalıyım“ mesajını kabul ettiğimizi bildirmeliyiz. Fakat olum­suz düşünen bir kişi İçin savaşmak da korkutucudur. Çünkü savaşta yaralanmak ya da şehit olmak da vardır.

Unutulmamalıdır ki mücadele İle elde edilenler çok daha değerli, kolay yolla elde edilenler ise iaima çabuk vazgeçilen şeylerdir. Hayat daima insana çeşitli sorunlar ve sorunlan çözmeye fonetik fırsatlar getirecektir, önemli olan ele geçen fırsatların doğru değerlendirilebilmesidir. Sosyal fobiyi körükleyen diğer bir duygu da öğrenilmiş çaresizlik duygusudur. Daha önce yaşadığı kötü tecrübeleri zihnine yazan kişi benzer durumlarda da aynı şeyi yaşayacağına inanarak tedirgin olur ve sorunun üstesinden gelmek için hiç çaba göstermez. Bu durum tekrar tekrar başansız olma sonucu, vazgeçme duygusu ve eylemidir.

Bilimsel bir araştırmada bu konuyla ilgili çok güzel bir örnek vardır Bir köpekbalığı ve başka bir balık aynı akvaryuma konulmuş, anuk araya bir cam bölme yerleştirilerek birbirinden aynimış. Köpekbalığı acıkınca karşısındaki balığa saldırmak istemiş fakat arada cam bir bölme olduğu iç)n cama çarpmış. Tekrar tekrar diğer taraftaki balığı yiyebilmek amacıyla saldırıp dursa da her seferinde aradaki cam engele takılmış. Karşındaki balığı yemek için 28 saat boyunca uğraşan köpekbalığı sonunda denemekten vazgeçmiş. Bir süre sonra aradaki cam bölme kaldırılmış, diğer balık yanına gelmiş ama köpekbalığı onu yememiş ve bir süre sonra açlıktan ölmüş.

Aradaki engel kalkmış olsa bile köpekbalığının yeniden deneme gücünü kay­bedip başansızlığı kabul etmesini, yani başansıziığa şartlanmasını “Öğrenilmiş çaresizlik“ olarak adlandırabiliriz.

Hepimiz zaman zaman karşımıza çıkan engellerle mücadele etmeyip geri çekiliriz. Geri çekilmek, bazen daha temkinli olarak yeniden harekete geçmeyi sağlarken bazen de yeniden denememeye sebep olur. Bazı İnsanlar bu durumu kimselere hissettirmez, bazılan ortalıkta büyük bir kargaşa yaratır, kimileri ise böyle engellerle karşılaşmamak adına hayatın içinde aktif olarak bulunmaktan kaçınır hale gelir.

Gerginliği arttıran diğer bir etken de otorite konumundaki kişilerle birlikte bulunmaktır. Bu durum bir sosyal fobik için dehşet duygusunun açığa çıkmasına neden olur. Düşünün karşınızda patronunuz var. Ya da işi daha da ilerletelim, en üst kademedeki kişi olsun, Cumhurbaşkanı. En yetkili kişi sözcüğü kimi insanlan endişelendirmez. “Ne var yani? 0 da İnsan ben de insanım“ derler. Bu cümle bir sosyal fobik tarafından söyienebiliyorsa bunu artık o kişinin sosyal fobiden kurtulduğunu gösteren bir kanıt sayabiliriz. Çünkü bir sosyal fobik için tarif etliğimiz durum dehşet vericidir. Sosyal fobi yarattığı anksiyete (kaygı) nedeniyle birçok psikolojik rahatsızlığa da yol açabilir. Sosyal fobisi olan kişilerde sıklıkla depresyon, panik bo­zulduk, obsesif kompulsif bozukluk, alkol – madde kullanımı, somatoform bozukluk gibi psiki­yatrik hastalıklar ortaya çıkar.

Stres sosyal fobi ye karşı ne yapmalı ?

 

Beynimizin çalışması bir bilgisayar gibidir. Bilgisayann çalışmasını ve çeşitli fonksiyonları yürütmesini sağlayan ona yüklenen yazılımlar ya da programlardır. İşte, insan beyni de beyle­dir. Ona “kötü olacak” programını yüklediyseniz, beyniniz davranışlarınızı bu programa göre ayarlayacaktır. Yüklediğiniz program “her şey güzel olacak” programı ise beyniniz başarmanız için sizinle işbirliği yapmaya başlayacaktır. Tüm bu davranışı beyine işlemenin yolu dikkatin doğru şekilde odaklanmasından geçer. Dikkat arttırıcı egzersizler son derece fayda sağlamaktadır.

Yapılan araştırmalar stresin pek çok hastalığın başlamasına veya artışına sebep olduğunu göstermektedir. Stres, iç sıkıntısından, vücudun bağışıklık sisteminin bozulmasına kadar geniş bir yelpazede insan sağlığını etkilemektedir. Yoğun stres organizmada otomatik olarak birtakım fizyolojik belirtilerin oluşmasına yol açar. Çarpıntı, nefes darlığı, kas gerginliği ve il­erleyen dönemde bunlara eklenen unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gibi yakınmalar, özellikte çok şiddetli olduğunda kişinin yaşamını aksatan bir boyuta ulaşabilir. Bunlann ruhsal kökenli olduğunun bilinmemesi kişiyi çeşitli tetkik ve tedavi arayışlarına yöneltebilir. Bu belirtilerin kaybolması ancak stresin kontrol edilmesiyle mümkündür. Stresi kontrol etmek mümkündür.

Stres Kontrolü

Kişinin beyin dalgalannı bilgisayarda görmesiyle geriliminin azaltılmasına ve gevşemesine dayanan Neuro-Biofeedback (sinir geribildirimi) ile gevşeme yöntemleri uygulanır. Biofeed- back, kişinin stresin bedensel belirtilerine yönelik farkmdalığını arttırarak bu belirtileri kon­trol etmesine, bir anlamda da psikolojik olarak gevşeyip rahatlamayı öğrenmesine yardıma bir tekniktir. Bu amaçla geliştirilmiş en etkin yöntemlerden biri olan Neuro-Biofeedback’te, bilgisayar ortamında beyin dalgalarının gözlemlenmesi ve kişinin bunları geribildirim araa olarak kullanması sağlanabilmektedir.

Öncelikle beynin biyoelektrik haritası çıkarılır, stre­sli çalışan alanlan belirlenir.İkinci aşamada Neuro-Biofeedback cihazının elektrodan stresli alanlara takılır. Bilgisayar ekranında beyin dalgalan görüntülenir. Üçüncü aşamada kişiye beyin gücünü kullanarak “Alfa” dalgalarını arttırması öğretilir. Alfa dalgalan beynin istirahat dalgalandır. Bu dalgalan arttırmayı başaran kişiye puan verilir. Azami 10 seansta kişi beyin gücünü kontrol etmeyi öğrenir. Neuro-Biofeedback, objektif ve ölçülebilir verilerle çalışma imkanı sağlamakta, aynı zamanda tedavinin yararlılığı hakkında da bilgi vermektedir. Kişinin somut verilerle bu bilgiye ulaşması, motivasyonunu ve tedaviye inananı arttırmaktadır.

Beynin temel biyoelektrikse! akthritesi Alfa, Beta, Delta veTeta dalgalandır. Beyin bunlann hiçbirini yüzde yüz saf olarak yayınlayamaz, oranlan değişir. Normal yaşantı sırasında bu dal­galar kanşık olarak yayınlanır. Yayınlann karışımında Atfa dalgası çoksa uyanık bir huzur durumu yaşanır. Söz konusu dalgalar feedback aleti ile monitorize edilerek kişiye Alfa durumu görsel ve işitsel sinyaller olarak bildirildiğinde kişi yaşadığı anksiyete durumlannda kendini kontrol altına alarak daha fazla Alfa üretebilmeyi öğrenebilmektedir.

Davranış terapisinin sistematik duyarsızlaştırma tekniğinde Atfa durumunun hoş, rahatlatıa, huzur verici özellikleri, endişe ile karşıt eşleştirmede kullanılabilmektedir. Kişiye Neuro- Biofeedback aleti ile nasıl daha fazla Alfa üretebileceği öğretilir. Ardından zihninde kendisi için gerginlik yaratacak durumları unlandırması istenir. Feedback sinyali aradığıyla Alfa miktannın düştüğü saptandıkça unlandırma kesilip hastanın tekrar Alfa durumuna dönmesi sağlanır. Bu tan bir öğrenme sonucunda kişilerin yaşamlanndaki olayları kontrol edebil­eceklerine ilişkin inançtan ve güven duyguları artmaktadır.

Bireysel psikoterapi ve gevşeme egzersizleri İle birlikle kullanılan Neuro-Biofeedback tekniği ile; kişiye özel opsiyonel ayar yapabilme imkanından yararlanılabilir. Kişiye rahatsızlıklarıyla ilgili farkındalık kazandırmak, motivasyonunu arttırmak, bireysel psikoterapide kazandığı davranış değişikliklerinin beyninde ne tür bioelektriksel görümün kazandığıyla ve geribildirim vermek suretiyle düşüncelerine hakim olabilme yeteneği kazandırılmalıdır.

Elbette ki bu hissiyatın İçindeki kişi performans göstermesi gereken bir durumla karşılaştığında daha da çok kaygı duyar ve ani tepkiler göstermeye başlar. Herhangi bir alarm altında en çok yaşanılan durum öncelikle‘buradan kaçmalıyım, uzaklaşmalıyım’ duygusu, sonrasında ise kalp çarpıntısı, kaslarda gerginlik sonucu titreme, boğazın düğümlenir gibi olması, ateş basması sonucu açığa çıkan terleme ya da aniden buz kesmedir. Büyük bir ihti­malle bu bedensel tepkileri, baş ağrısı ya da vücudun en hassas bölgesi neresiyse o bölgeyi vuran ağrılar ya da bozulmalar (bağırsak ve mide problemleri gibi) takip eder. Yaşartılan duruma stresin çeşitli şekillerde açığa çıkması diyebiliriz.

Stresle baş edebilmek için neler yapabiliriz ?

Stres daima her türlü sıkıntının ana kaynağında yer almaktadır. Stresle baş edebilmek için onun büyümesini engellemek, yani kaynağı kısmen de olsa kurutmak gereklidir. Oysaki bu kaynağın var olduğunu bilmek kişinin kendisini tehdit altında hissetmesine neden olur. Tehdit, tehlikenin var olduğunu algılamaktır. Kişi kimi dürtüleri, aşırı uyarılan ya da çevresel durumları dengesini bozan, gerginliğini arttıran birer tehlike olarak değerlendirilir. Buna karşı savunma düzenekleri kuramazsa ya da yetersiz kalırsa endişe dediğimiz “anksjyete* ortaya çıkar. İçten gelen olumsuz bir duygu olarak endişe; sıkıntılı bir bekleyişi çağrıştıran, kişiyi ketleyen bir durumdur. Hissedilen tehlike karşısında savunma sistemlerini harekete geçire­meyen kişinin endişe düzeyi daha da çok artar ve belirgin bir tehdit algılaması yaşar. Eğer aynı tehdit daha önceden yaşanmış ve kişinin güveninin zedelenmesine sebep olmuşsa; yeniden böyle bir durum ile karşılaşma endişesi dediğimiz “beklenti anksiyetesi* ortaya çıkar. Bu ise çok daha büyük bir tehdit olarak algılanır.

Çünkü daha önce yaşadığı olumsuzluğun yineleneceği kaygısını taşıyan kişi gerçekte üstesin­den gelebileceği, baş edebileceği bir sorunla karşılaşınca yenilgiyi baştan kabul eder ve iste­meden de olsa bu emri beynine gönderir. Kaçma düşüncesine kapıldığımız anda beynimizi yeniden harekete geçirerek yeni bir düşünceyi yerleştirmeye çalışmalıyız. Böyle durumlarda beynimize “kaçmalı değil, savaşmalıyım” mesajını kabul ettiğimizi bildirmeliyiz. Fakat olum­suz düşünen bir kişi için savaşmak da korkutucudur. Çünkü savaşta yaralanmak ya da şehit olmak da vardır.

Unutulmamalıdır ki mücadele ile elde edilenler çok daha değerli, kolay yolla elde edilenler ise daima çabuk vazgeçilen şeylerdir. Hayat daima insana çeşitli sorunlar ve sorunlan çözmeye yönelik fırsatlar getirecektir. Önemli olan ele geçen fırsatların doğru değeriendirilebiimesidir. Sosyal fobiyi körükleyen diğer bir duygu da öğrenilmiş çaresizlik duygusudur. Daha önce yaşadığı kötü tecrübeleri zihnine yazan kişi benzer durumlarda da aynı şeyi yaşayacağına inanarak tedirgin olur ve sorunun üstesinden gelmek için hiç çaba göstermez. Bu durum tekrar tekrar başansız olma sonucu, vazgeçme duygusu ve eylemidir.

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı